Hayatına ilişkin detaylı bilgiler bulunmayan Virani’nin gerçek adı ve ailesinin kimler olduğu bilinmemektedir. Net bir tarih gösterilmese de 16.yüzyılın sonlarında Eğriboz Adası’nda dünyaya geldiği ve 17.yüzyılın ortalarına kadar yaşadığı tahmin edilmektedir. Alevi-Bektaşi toplumuna göre Yedi Ulu Ozan’dan birisi olarak kabul edilen Virani, Hurufilik inancı ve felsefesini benimsemiştir. Hz. Ali’ye ve On İki İmam’a derin bir sevgi beslemektedir. Demir Baba’dan aldığı icazet nedeniyle “Virani Baba” olarak da tanınır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin torunu Balım Sultan’dan el aldığı ve Şah İsmail’den sonraki İran şahı Şah Abbas ile görüştüğü söylenmektedir. 

Hacı Bektaş-ı Veli, Horasan’dan Anadolu’ya Türklüğü ve İslamiyet’i yaygınlaştırması adına vazifelendirilmiştir. Bu vazife esnasında Suluca Karahöyük’ü (Nevşehirde) mekân edinen Hacı Bektaş’ın düşünceleri yayılmaya başladıkça, aynı fikir ve görüşleri devam ettiren birçok tekke ve dergâh daha açılmıştır. İşte bu tekkelerin birinde yetişen dervişlerden olan Virani de insanları irşat etmek adına geniş bir coğrafyayı gezmiştir. Eğriboz beraberinde Deli Orman, İsfahan ve Necef’te bulunmuştur. Bir süre Necef’te Hz. Ali’nin türbesinde hizmet vermiştir. Necef’ten dönerken Balkanlardaki Dobruca, Deli Orman ve peygamber soyundan olduğu bilinen Demir Baba Dergâhlarına misafir olmuştur. Demir Baba Dergâhı Bulgaristan Razgrat’taki Hacı Bektaş Veli kültürünün etkisinin görüldüğü tekkelerdendir. Bir süre burada kalan Virani, Demir Baba’dan babalık icazeti istemiştir. Demir Baba, Virani’nin bu icazet için henüz yeterli olmadığını belirtmiş ve öğütlerde bulunmuştur. Zaman geçtikçe Virani’deki olgunlaşmayı görmüş ve ona icazet vermeyi uygun bulmuştur. Bir başka kaynakta ise icazet vermesinde, Virani’nin Balım Sultan’ın dervişi olmasının etkili olduğu söylenmektedir. Bu tanışma merasimi Demir Baba Velayetnamesinde şöyle geçer: Demir Baba’ya, Arap ve Acem dillerini bilen bir kimse geldiği ve müritleriyle Rumeli’ye geçtiği; bu kişinin adının da Viranı olarak söylendiği bildirilir. Ancak gaflet içinde olduğu ve “Kutupluk” davası güttüğü de ilave edilir. Demir Baba, manevi yönden kendisinin daha üstün olduğunu göstermek ister. Demir Baba, o tarihlerde yüz yirmi yaşına ulaşmış ulu bir ihtiyardır.

Virani, onun batın kılıcıyla yenilir ve huzurunda divan durup, niyaz eder. Demir Baba’dan icazet ister. Ancak, önce Virani’ye nasihatler verir ”kişi böyle sevdalarda olmasa gerek. Kur’an’a uy Sure-i Fatiha’da ne kadar harf olduğunu bilir misin? Onlardan geçmeyen veli olmaz. Bu kadar suhufla(dört peygambere gönderildiğine inanılan ilahi risale) dört kitabı yutsa bile. Kapıdan girmeyen, içeride ne olduğunu bilmez. Bilen âşık da dava kılmaz. Kimse kusuruna kalmaz,..” Bu nasihatten sonra Demir Baba, Virani’ye icazet verir.

Demir Baba Velayetnamesinde belirtildiği üzere Virani, Türkçe ve Osmanlıcanın yanında Arapça ve Farsçayı da öğrenmiştir. Küçük yaşlarda tasavvufi eğitim aldığı ve iyi bir öğrenim gördüğü söylenmektedir. Üç yüze yakın şiiri olan Virani’nin, divanı ve İlm-i Cavidan adlı eserleri bilinmektedir. Kullandığı söz sanatları ve tamlamalar ile güçlü bir şair olduğunu kanıtlamıştır. Virani’nin edebiyat açısından en önemli özelliği aruz veznini büyük bir ustalıkla kullanma yetisidir. Şiirlerinin neredeyse tümünü aruz ölçüsü ile yazmıştır. Eserlerini samimi bir dil ile kaleme almıştır. Eserlerinde Viran Abdal, Virani Dede, Virani Baba mahlaslarını da kullanmıştır. Tema olarak dünya hayatının geçici olduğunu, evrendeki her şeyin Allah’ın bir yansıması olduğunu savunmuştur. 

Virani Baba, İlm-i Cavidan adlı eserinde Hakk’tan, Hz. Muhammed’den, Hz. Ali’den bahsederken coşkulu ve heyecanlı bir anlatım yapmıştır. Akla ve duyguya beraber hitap etmiş,  bu sayede dini öğretirken sevdirmeyi hedeflemiştir. İnsanları iyiye, güzele yakınlaştırmak için Nasihat etme yolunu seçmiş, kötülük ve çirkinliklerden uzaklaştırmak içinse eleştirmiş ve uyarmıştır. Olayları zincirleme bir sebep-sonuç ilişkisiyle kaleme almıştır. Ayrıca bu eserde Fatiha suresinin tefsirine önem vermiş ve bu sureyi dil ile okumanın yetersiz olacağını söylemiştir. Aynı zamanda bu eser Virani’nin mensur(düzyazı) türdeki tek eseridir. Fakrname, Virani Baba Risalesi olarak birçok farklı isimle kayıtlarda adı geçmektedir. On İki İmam, dört kapı kırk makam, tasavvuf ve tarikat erkanı, pirlik, taliplik konularına değinmiş ve Alevi-Bektaşi inancını Hurufilik ile bir arada işlemiştir. Ek olarak, iyi derecede Kur’an ve hadis bilgisine sahip olduğunu bu eserinde yüze yakın ayet ve otuz civarında hadis-i şerifi anlamları beraberinde zikrederek ve açıklayarak göstermiştir.  

Bir pire talip olmadan Hakk’a ulaşılamayacağını belirten Virani, İlm-i Cavidan’da taliplere yol göstermiştir. Mürşide çok önem vermiş, bu önemi eserinde kaleme almış ve örnek alınacak bir pir olarak da Hacı Bektaş Veli’nin oğlu Seyyid Ali Sultan’ı işaret etmiştir. Seyyid Ali Sultan’a büyük bir saygı besleyen Virani eserlerinde onu ve oğlu Balım Sultan’ı bolca övmüştür. 

Bu eserin günümüzde iki ayrı çevirisi bulunmaktadır. Adil Ali Atalay Vaktidolu’nun yaptığı çeviri Virani’nin, “Ali tanrıdır” diyerek Nusayri olduğunu ifade ederken, Osman Eğri’nin Türkiye Diyanet Vakfı Yayınıyla yaptığı çeviride bu söylemlerle karşılaşılmamaktadır.  

Demir Baba Dergâhında konaklayıp icazet aldıktan sonra, 15.yüzyıl dervişlerinden Osmanlı’da yaşayan Bektaşi dervişi Otman Baba Dergâhını ziyaret etmek istemiş ve yola koyulmuştur. Karlıova’daki Hafızzade türbesine vardığında burada rahatsızlanıp Hakk’a yürüdüğü söylenmektedir.

Alevi-Bektaşi toplumunda önemli bir yere sahip olan Virani hakkında menkıbeler(dini veya tarihi bir kişinin yüce yanlarını anlatan öykü) oluşturulmuştur. Bu geleneğe mensup kişiler, Necef Bektaşi Dergâhının üstündeki tacı olan bir sütunu, Virani’nin sırrolduğu bir yer olarak kabul etmiş ve burası bir türbe itibarı görmüştür. Bektaşi toplumundaki en yüksek mevki olan Dedebabalık makamında bulunan hekim Bedri Noyan, Virani Baba’nın dergâhta postnişinlik yapmış olabileceğinden bahsetmiştir. Virani hakkında oluşturulan menkıbelerde de bu konudan söz edilmiştir. Fakat bu bilgi Virani’nin Hafızzade türbesinde vefat ettiği bilgisiyle çelişmektedir.

İstemem âlemde gayrı meyvayı,

Tadına doyulmaz balımdır Ali.

İstemem eşyayı verseler dahi,

Korkmazam sümbülüm gülümdür Ali.

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
ŞAH HATAYİ
Seyyid İmâd’ed-Din Nesimi
KUL HİMMET

Yanıt Ver

*