Anadolu Aleviliği ve Bektaşiliğin inanç yapısını derinden etkileyip günümüze kadar da etkisini sürdüren Alevi Bektaşi inancına göre Ermiş kişiler olduğuna inanılan Kimi zaman uzun yıllara, kimi zaman yüzyıllara direnerek günümüze kadar etkisini sürdüren 7 ulu Ozanın hikayesidir. 14. Ve 16. Yüzyıllar arasında yaşayan, Yedi ulu ozan yazı dizimizde Mehmet Özgür Ersan’ın makaleleri de kaynak olarak kullanılmıştır.

-Seyyid İmâd’ed-Dîn Nesîmî (14. yüzyıl)

-Yemini (15. yüzyıl)

-Fuzûlî (16. yüzyıl)

-Şah İsmail Hatai (16. yüzyıl)

-Virani (16. yüzyıl)

-Pir Sultan Abdal (16. yüzyıl)

-Kul Himmet (16. yüzyıl)

Seyyid Nesimi mahlası ile tanınan, 14.’üncü yüzyılda yaşamış, Hurufi Türk şairidir. Azeri Türkçesi ve Farsça divanları da mevcut olup, Arapça şiirleri de vardır. Net tarihi tam bilinmemekle birlikte1369 ya da 1370 yılında Azerbaycan’ın Şamahı şehrinde doğduğu bilinmektedir.

Nesimi’nin asıl adının İmadüddin, bir başka iddiaya göre de Nesimüddin’dir.  I. Murad devrinde Anadolu’ya geldiği rivayet edilir. Şiirlerinden devrinin medreselerinde okuyarak iyi bir eğitim gördüğü de anlaşılmaktadır. 

Önce Şeyh Şibli’nin dervişlerinden olan Nesimi, İran’da Hurufîliğin önderi olan Fazlullah-ı Hurufi’ye intisap etmiş ve daha sonra onun halifesi olmuştur. Bu dönemden sonra Hurufiliği yaymak amacı ile diyar diyar gezmiştir. Hacı Bayram-ı Veli’ye intisap etmek istemiş, ancak bu isteği kabul edilmemiştir. Nesimi nin ayrıca Hacı Bektaş-ı Veli’den de etkilendiği ileri sürülmektedir. Çeşitli nazireler yazmıştır. Şiirleri Anadolu, Azerbaycan ve İran’da yaygındır. Şiirlerinde Hallac-ı Mansur’u andıran ifadeler kullanmasıyla idarecilerin tepkilerini üzerine çok çekmiştir. (10.yüzyılda Bağdat’ta idam edilen Hallaç Mansur Hüseyin’in tarikatını çok beğenmiştir. Bu yüzden ilk şiirlerini Hüseyin mahlası ile yazmıştır.)

Hallaç Mansur ileBu görüşleri yöneticileri rahatsız etmeye başladığında, benzer vakalarda olduğu gibi, Nesimi de takip edilmiş ve Mısır Çerkez kölemenleri hükümdarı El-Müeyyed Şeyh’in emriyle 1418 veya 1419 yılında Halep’te (Şam) derisi yüzülerek öldürülmüştür.  

Alevilik ve Bektaşilikte Yedi Ulu Ozan’dan biri kabul edilir. Toplumda genellikle Kul Nesimi adlı Alevi ozanla karıştırılır. Halbuki bu iki kişi farklı yerlerde yaşamış farklı insanlardır. Kul Nesimi şiirlerini saf Anadolu Türkçesi ile yazarken Azerbaycanlı Nesimi’nin şiirlerinde bolca Arapça ve Farsça kelimeler bulunur. (Kul nesimi 17.yy da yaşamış asıl adı Ali dir. Seyyid nesimi ye olan sevgisinden kendisinin de nesimi mahlası kullandığı tahmin edilmektedir.)

Nesimi, şiirlerinde cahil insanları eleştirir, hayatın güzelliklerinden ilham almaya çağırır. Onun didaktik, aşk konusunda yazılmış şiirleri, doğanın tasvirine hasrolunmuş eserleri okuyucunun estetik zevkini okşar. Şair aynı zamanda hakim tabakanın zulüm ve adaletsizliğini, istilacıların hırsızlıklarını, onlara hizmet eden ruhanilerin ihanetini gösteren eserler de yazmıştır. Şairin üç dilde yazılmış şiirleri edebi yönden büyük bir sanatkarlıkla işlenmiş, özellikle ana dilinde yazdığı eserler bütün Türk dilli halklar için numune olmuş, estetik değeri yüksek bir üslupla kaleme alınmıştır.

Nesimi’nin sanatı insan güzelliğine, insanın gücüne hayranlıkla dolu bir marş gibi seslenir. Ancak bu güzellik, bu kudret dünyada bütün insanlara değil, yalnız kendini tanımış, anlamış kamil insanlara özgüdür. Buna göre de şair kamil insanı “canımın cananesi” olarak adlandırır, ona secde etmenin vacip olduğunu gösterir. Kamil insanın güzelliğine secde etmeyenler, ona hayran olmayanlar ise şaire göre hak yolundan çıkmış insanlardır. Ancak insancıl şair bu gibi insanların mahvedilmesini, cezalandırılmasını istemez aksine ıslah, terbiye yolu ile onların kendilerini tanımasına, insan oldukları için gurur duymalarına çalışır.

Şiirlerinde alabildiğine bir coşkunluk bulunan Nesimi, zapt edilemeyen bir ruhun çırpınışlarını dile getirmiş ve ilâhî aşkı kendine göre anlatmıştır. Kendisine “zındık” diyenler olduğu gibi, onu “aşk yolunun korkusuz yiğidi, sevgiler kâbesinin ileri gelen fedaisi, şaşırtıcı derecede âşık, nükteler söyleyen gönül adamı” şeklinde övenler de vardır.

Eserleri ilk defa 1844, sonra 1871 ve 1880 yılında İstanbul’da basılmıştır. Bu baskılardan önce şairin Farsça şiirlerinden de numuneler vardır. Azerbaycan’da ise edebiyatçı Selman Mümtaz tarafından 1926 yılında Nesimi Divanı Arap harfleriyle baskıya hazırlamıştır

14. yüzyılın ikinci yarısında yetişen Nesimi ile Kadı Burhaneddin ve Ahmedi gibi büyük şairler, mazmunları şiirlerinde başarıyla kullanmaları bakımından Türk edebiyatında “kurucu şairler” olarak kabul edilebilirler. 11. yüzyıldan başlayarak 15. yüzyıla gelinceye kadar, mesnevi alanında bir hayli eser veren Türk edebiyatında14. yüzyılda, Yunus Emre’nin Divan’ından sonra bu üç şairin divanları görülür.

Şair, önceleri Hüseynî mahlasını kullanırken, Fazlullah-ı Hurufi’ye bağlandıktan sonra Nesimi’yi kullanmıştır. O, şiirlerinde sekiz ve otuz iki harfe dayanarak insan yüzünün Tanrı’nın tecelli yeri, güzelliklerin göründüğü mekan olduğunu söylemiştir. (Hurufilik: Fazlullah-ı Hurufi’nin (öl.1394) kurup geliştirdiği, harflerin sırlarına dayanan batini bir akım. Bu inanca sahip olanlar, varlığı ve yaratılışı harflerle izah etmeye çalışırlar. Arapçadaki yirmi sekiz ve Farsçadaki otuz iki harf ile bütün varlıklar, hatta Kur’an tefsir edilir.)

Nesimi’nin sanat hayatını iki devrede ele almak mümkündür. Hayatının ilk devresinde Hakk’ı, aşkı, doğru yolu arayan bir Nesimi vardır. Bu dönemde Celâleddin-i Rumi’nin etkisindedir. İkinci döneminde ise, Fazlullah’ın keşfettiği yedi hattı, her türlü dinî tekâlifi anlamak ve ilâhî sırları çözmek için yeterli bulmuştur. Böylece Kur’an-ı Kerim’in sırlarının çözüldüğüne inanarak Fazlullah’ın dervişleri arasına katılmıştır. Hayatının bu ikinci döneminde coşkulu şiirler söylemeye başlamıştır.

Deryâ-yı muhît cûşa geldi
Kevn ile mekân hurûşa geldi

Sırr-ı ezel oldı âşikâre
Ârif nice eylesün müdâre

beyitlerinde görüldüğü gibi kendisini her tarafı kuşatan bir deniz ve arif olarak görmeye başlayan Nesimi, Kur’an ve hadisleri kaynak olarak kullanıp (iktibas) şiirlerinde yer vermiştir. Şiirlerinde ayet ve hadisleri uyumlu şekilde kullanan Nesimi, Hazret-i Muhammed’den sonra Hazret-i Ali’yi ve diğer imamları konu edinmiş ve daha ziyade On İki İmam için şiirler yazmıştır. 

Divan’ında üç elif-name bulunur ve bu elif-namelerde elif harfinden ye harfine kadar bütün harflere yer vermiştir. Bazen bu sıra tersinden yani ye harfinden başlayarak elife ulaşır. Türkçeyi yaşadığı yüzyılda Yunus’tan sonra en iyi kullanan şair olan Nesimi, Yusuf Has Hâcib, Âşık Paşa ve Yunus Emre gibi söze büyük önem verir, sanatı ile övünür ve kendine olan güvenini de açıkça belirtir.

Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem

Bir acaip derde düştüm herkes gider karına
Bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
Rızkımı veren hüda’dır, kula minnet eylemem

Oy Nesimi, can Nesimi ol gani mihman iken
Yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken
Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
YEMİNİ
VİRANİ
KUL HİMMET

Yanıt Ver

*