Hatayi mahlasıyla tanınmış, Türkmen Safevilerin soyundan gelmiş ve 16.yüzyılda yaşamıştır. Alevi-Bektaşi inancındaki Yedi Ulu Ozan’dan birisi olarak kabul edilmektedir. Gerçek adıyla İsmail 17 Temmuz 1486’da Erdebil kentinde doğmuştur. Soyu, On İki İmam içerisinden peygamber torunu İmam Musa Kazım’a dayanmaktadır. Şeyh Haydar ile Akkoyunlu hükümdarlarından Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime Begüm’ün üç evladından ortanca olanıdır. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen eserleri ve öğrettikleri günümüze kadar eskimeden gelmiştir. “Ela gözlü pirim geldi, duyan gelsin işte meydan. Dört kapıyı kırk makamı, bilen gelsin işte meydan” dizeleri, bugün yapılan Cem ritüellerinde halen söylenmektedir.

Hatayi, 1488’de babası Şeyh Haydar’ın şehit edilmesiyle yetim kalmıştır ve şeyhlik makamı Hatayi’nin abisi Sultan Ali’ye geçmiştir. Hal böyle olunca Hatayi’nin dayısı Sultan Yakub, yeğenlerinin canına zarar gelmemesi için onları Şiraz’a göndermiştir. Fakat burada Şiraz valisi tarafından bir kaleye hapsedilmişlerdir. Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup vefat edince, onun yerine geçmek isteyen Rüstem Bey, taht kavgasında Hatayi ve kardeşlerinden yararlanmak istemiş ve onları hapsedildikleri yerden kurtarmıştır. Sultan Ali, katıldığı iki savaştan da zaferle çıkmış ve halk tarafından itibar görmüştür. Bu durum Rüstem Bey’i korkutmuş ve bir tehdit olarak görmeye başladığı üç kardeşten kurtulma yoluna girmiştir. Durumun farkına varan Sultan Ali, kardeşleri ve birkaç müritle beraber Erdebil’e kaçarken onların peşinden giden Rüstem Bey’in askerleri tarafından şehit edilmiştir. İsmail ve kardeşi İbrahim Erdebil’e ulaşmayı başarmış ve burada Alevi müritler tarafından korunmuştur fakat sürekli takip edilen Hatayi önce Bağru Dağı’na kaçırılıp orada bir süre konaklamış, daha sonra Gilan, Gaskar, Reşt derken Lahican bölgesine kaçırılmıştır. Hatayi burada saklanırken ilk eğitimini özel bir öğretmenden almış, Farsça ve Arapçayı burada öğrenmiş ve savaş talim ve teknikleriyle kendini geliştirmiştir. Bu esnada sürekli babasının müritleri tarafından ziyaret edilmiştir. Hatayi’ye bir türlü ulaşamayan Rüstem Bey, Lahican’a doğru yola çıkmaya hazırlanırken öldürülmüş ve bu fırsattan yararlanan Hatayi, yandaşlarıyla beraber 1500 yılında harekete geçip Aravan’a ordan da Erdebil’e ulaşmıştır. Bu yolda kendisine çeşitli aşiretlerin de katılmasıyla daha da kuvvetlenmiş ve hem babasının hem de Alevi topluma yapılan kötü muamelenin öcünü almıştır. 1502’de Tebriz’i ele geçirip 15 yaşında resmen Safevi Devleti’ni kurmuştur. Safevi sarayında geleneklerini yaşatmaya devam etmiş, ok atma talimleri yaparken Şah Hatayi’nin arkasında bulunan halk ozanları koçaklamalar çalıp söylemişlerdir. Sarayında himaye ettiği ünlü nakkaşlar, hattatlar ve divan şairleri sayesinde hanedan mensuplarının kültür ve sanat seviyeleri ilerlemiştir. Sarayda Türkçe eserler söyleyen şair ve dervişlere değer ve ilgi gösterilmiş, Hatayi’nin ölümünden sonra bile Türkçe şiir söyleme geleneği devam etmiştir. Hatayi sayesinde Türkçe dili, Safevi saraylarında edebi dil olarak itibar görmüştür.

Çocukluk çağında yaşadığı bu sıkıntılar, gizlenmeler, eğitimler Hatayi’yi şairlik duygusunu güçlendirmiş olacak ki; kalem kâğıtla buluşmuş, öz ve duru kullandığı Türkçe ile kısa sürede fark edilmiştir. Şiirleri kulaktan kulağa yayılırken özellikle de Anadolu Alevi ve Bektaşilerinin dikkatini çekmiştir. “Muhammed Ali’den aldım elini, Hak deyüp tuttuğum elden ayrılmam. On İki İmam’ın tuttum yolunu, Hak deyüp tuttuğum yoldan ayrılmam.” dörtlüğüyle ve daha birçok eserinde Hz. Muhammed, Hz. Ali ve On İki İmam’a olan bağlılığını dile getirmiştir. Eserleri Aleviliği anlatanlar, Hurufiliğin ilkelerini konu edinenler, Tasavvufi içerikli olanlar ve aşıkane konulu eserler olarak ayrılmıştır. 

Daha çok Türkçe eserler veren Hatayi, Azeri Türkçesinin gelişmesinde büyük etkiye sahiptir. Sevgi ve duygu dolu, akılcı, inanç içerikli eserler ortaya koymuştur. Bu eserleri yazarken kendisine “hata yapan, hataya ait olan” anlamlarını karşılayan “hatayi” mahlasını seçmiştir. 

Kendi dönemindeki divan şairlerinden ayırt edilemeyecek şekilde eserler ortaya koyan Hatayi, ilim ve bilgelik isteyen şairliği ve meşakkat gerektiren hükümdarlığı ustalıkla beraber yürütebilmiştir. Bazı eserlerinde büyük ozanların izleri görülse de kendine özgü bir şiir yapısı vardır. Yazdığı tasavvufi konulu eserlerde aruz ölçüsü kullanırken, koşma ve semai biçiminde yazdığı nefesleri ise hece ölçüsü ile kaleme almıştır. Bir divanı vardır ve aruz ve hece ölçüsünü birlikte kullandığı bu divandaki bazı söz ve ses tekrarlarıyla ehlibeyt sevgisini hayranlık uyandıran bir lirizmle ortaya koyarak kitleleri etkisi altına almıştır. Hz. Ali hakkında övgülerini dile getirdiği, epik türde (kahramanlık, vatanseverlik) bir deh-namesi bulunmaktadır (aşık ile maşuk arasındaki konuşmalardan oluşan mesnevi). Hatayi bu eseri 20 yaşında tamamlamış ve Azeri edebiyatında bilinen ilk deh-name örneği olmuştur. Diğer bir önemli eseri Nasihat-name ise Hatayi’nin kendi dini görüşlerini dile getirdiği, öğüt niteliğinde 184 beyitlik bir mesnevidir. Bu edebi kişiliğiyle sadece kendi coğrafyasını değil Osmanlı coğrafyasındaki Alevi-Bektaşi geleneğini de derinden etkilemiştir.  

14 yıl boyunca girdiği her savaştan galibiyetle ayrılıp 14 ülke fethetmiştir Şah Hatayi. Batısındaki Osmanlı ve doğusundaki Özbekleri tedirgin edecek güce sahip olmuştur. Özbeklerden Şeybani Han’ı şehit edip Horasan’ı ele geçirmiştir. 1514’te Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in başlattığı Çaldıran Seferi’nde yenilgiye uğrayan Hatayi ömrünün sonuna kadar başka savaşa girmemiştir. 37 yıllık kısa bir ömre kocaman bir tarih sığdırmıştır.  23 Mayıs 1524 tarihinde Tebriz’de Hakk’ın rahmetine kavuşmuş ve Erdebil’deki Şeyh Safi’nin yanına defnedilmiştir. 

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
YEMİNİ
PİR SULTAN ABDAL
Âşık Dertli

Yanıt Ver

*