Kadılar, müftüler fetva yazarsa,

İşte kemend, işte boynum asarsa, 

İşte hançer, işte kellem keserse, 

Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

Dizeleriyle, davası uğruna ölümü göze almış, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı direnişin sembolü haline gelmiş bir halk ozanıdır. Asıl adı Haydar olan Pir Sultan 16.yüzyılda yaşamıştır. Alevi-Bektaşi inancına göre Yedi Ulu Ozan’dan biri olarak kabul edilir. Soyu, Hz. Ali torunlarından, İmam Zeynel Abidin’e dayanmaktadır. Hz. Ali ve On İki İmam’a, derin bir sevgi besler. Ulu Ozanın yaşamına ışık tutacak kesin bilgiler bulunmamaktadır. Ancak o, söylediği nefesler ve verdiği mesajlarla güncelliğini kaybetmemiş, günümüze kadar eskimeden gelebilmiştir. Hakkında sahip olunan bilgiler halk arasındaki söylentiler ve cönklerden (içinde şiirlerin bulunduğu el yazması defter) elde edilmiştir. Pir Sultan’ın nerede ve ne zaman doğduğuna ilişkin bilgiler kesinlik kazanmamıştır. “Benim aslım Horasan Hoy’dandır” diyerek ceddinin nereden geldiğini kendisi belirtmiştir. Horasan’dan Azerbaycan’ın Hoy kasabasına, oradan da Sivas topraklarına ulaşmıştır Pir Sultan’ın ataları. Pir Sultan’ın, Seyyit Ali, Pir Muhammed, Er Gaib adlarında üç oğlu; Sanem adında da bir kızı olmak üzere dört evladı olduğu da rivayetler arasındadır. Pir Muhammed’in, babası gibi şair olduğu ve delikanlı yaşlardayken attan düşüp hayatını kaybettiği söylenmektedir. Pir Sultan’ın, “Allah verdiğini almaz dediler, Bana verdiğini aldı neyleyim” dizesi ve diğer şiirlerindeki dizelerden yapılan çıkarımlarla ulu ozanın, en az iki evlat acısı yaşadığı düşünülmektedir.  

Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla Pir Sultan, Kanuni Sultan Süleyman ve Şah Tahmasb zamanında sürdürür ömrünü. Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde, soğuktan korunmak için evlerin yarısına kadar toprağa gömülü olduğu Banaz köyünde yaşar. Çocukluğu, Yıldız dağının eteklerinde, çoban olarak geçer. Bir rivayete göre Pir Sultan, henüz yedi yaşındayken, babası onu koyunlarını önüne katarak, Haydar’dan onları otlatmasını ister. Haydar, dağın eteklerinde koyunları otlatır ve iyice yorulunca başını bir taşa koyar ve uykuya dalar. Rüyasında bir ışık parlar, bir ses duyulur ve karşısında aksakallı bir ihtiyar belirir. Bir elinde dolu, öteki elinde kırmızı bir elma vardır. Doluyu Haydar’a uzatır ve Haydar doluyu içince tüm bedeni alev alev yanar. Ardından al elmayı uzatır ihtiyar. Haydar, elmaya uzanırken, ihtiyarın avucundaki parlaklığı gözleri alan yeşil beni görür ve orada anlar karşısındakinin Hacı Bektaş-ı Veli olduğunu. Hacı Bektaş ona, “Bundan böyle senin adın Pir Sultan olsun. Ünün, adın, dört bir yana yayılsın. Sazının üstüne saz, sözünün üstüne söz gelmesin” der ve gözden kaybolur. Gönül gözü açılan Haydar uyandığında, eline aldığı sazıyla ilk deyişini hak dolusu içtiğine dair söyler. 

Pir elinden dolu içtim, 

Doğdum elinize düştüm, 

Ak cenneti gördüm geçtim, 

Hünkâr Hacı Bektaş Veli. 

Pir Sultan’ın gençliğine dair pek bilgi bulunmasa da Türk Edebiyatı araştırmacısı Doğan Kaya’nın araştırmaları, Pir Sultan’ın on beş yaşında köyünden ayrılıp Çorum ve Elmalı’daki (Antalya’nın ilçesi ya da Çorum’un merkez köyü veya İskilip’e bağlı köy) dergâhlarda eğitim gördüğünü aktarır. Daha sonra sipahi olup Belgrad Seferi ve Budin Kalesi’nin fethinde bulunduğunu; ardından da Çorum’a dönüp dergâha girip Pir’in postuna oturduğunu belirtilmektedir. Pir Sultan, tekke öğrenimi görmüş, Alevi geleneklerine bağlı bir şekilde dergâhta yetişmiştir. Halifelerin tarihlerini, peygamber ve evliya menkıbelerini, tarikat düzenini öğrenmiştir. Bağlı olduğu tarikat ile “Ali Baba” adındaki musahibi (yol kardeşi) sayesinde tanışmıştır. Bağlı olduğu tekkenin piri ise, Ahmet Yesevi tarafından Anadolu’ya gönderilen Şeyh Hasan’dır. Şeyh Hasan, Hacı Bektaş Veli tekkesi ve Koyun Baba tekkesinde posta oturmuş, en üst makama getirilmiş kişilerdendir. Pir Sultan uzunca bir süre bu tekkede bulunmuş, gücü yettiğince bu dergâha katkıda bulunmuştur. 

Pir Sultan eserlerinde,  Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali ve On İki İmam’ı sıkça işler ve övgü dolu dizeler yazar. Yaşantısı, kültürümüze kazandırdıkları ve kendi kişiliğiyle Alevi-Bektaşi inancını derinden etkilemiştir. Halkın dert ve sıkıntılarını, devletin yanlış düzenini, hükümetteki bozuklukları ve günlük çatışmalarını da konu eden eserlerini genellikle koşma, semai ve nefes türlerinde kaleme almıştır. Şiirlerini 11’li ya da 8’li kalıplarla, nadiren de 7’li kalıpla yazmıştır. Sadece tek bir eserinde gazel düzenini kullanmıştır. Halkın konuştuğu dilden eserler vererek iletmek istediği mesajları herkesin kolayca anlamasını sağlamış, duru ve akıcı bir dil kullanmıştır. Tekke eğitimi almasından dolayı  medrese eğitimi gören çağdaşlarının ilgi duyduğu divan edebiyatına ilgi duymamıştır.

Bir gün, Pir Sultan’ın namını duyan ve ona müritlik etmek isteyen bir misafir, Pir Sultan’ın dergâh olarak da kullandığı evine gelir. Bu kişi, Sivas’ın Hafik İlçesine bağlı Sofular Köyü’nden Hızır isminde birisidir. Hızır, Pir Sultan Abdal’ın hayatını en büyük ölçüde etkileyecek olan kişidir ve uzun süre burada Pir Sultan’a taliplik eder. Dergâhtayken bir gün Pir Sultan’a  “İzin verin pirim, İstanbul’a gidip orada yükseleyim halkıma faydalı olayım.” der, Pir Sultan’a  “İstanbul’a gidersin, paşa olursun gelir bizi asarsın” dese de Hızır ısrarcıdır “Aman pirim ne haddime! Ben sadece çevreme böyle bir hizmette bulunmak istedim.” diyerek karşılık verir. Pir Sultan’ın gönlü bu işe razı gelmez fakat yine de Hızır’a gitmesi için izin verir.  Aradan geçen yıllar içinde Hızır, Sivas’tan ayrılmış, İstanbul’a gitmiş ve orada beylerbeyi makamına kadar yükselerek paşa olmuştur. 

O dönemde Osmanlı devletinin ağır vergileri, halka bakış açısı ve aynı dönemde İran şahı ve Safevi devleti ile arasındaki huzursuzluk halkın küçük isyanlarına da neden olmaya başlamıştır. Siyasi tartışmalar ve ufak tefek isyanlar hız kesmeden devam etmektedir. Bu esnada ise halk, derdini, şikâyetini anlatmak için her zaman Pir Sultan’a koşmuş, haklarını araması için ondan medet ummuştur. Osmanlı Devleti, bu ayaklanmaların önüne geçmesi ve olayları yatıştırması için Hızır Paşa’yı Sivas’a vali tayin etmiştir. Pir Sultan, çıkan bu huzursuzlukları önlemeye çalışmış ve belirli bir kesimin sözcüsü haline gelmiştir. Safevi devletini desteklediği düşünen ve bundan rahatsız olan Hızır Paşa, Pir Sultan’ı tutuklatmış ve bir süre Toprakkale’de hapsetmiştir. Fakat Hızır Paşa, zamanında müritlik ettiği ve bir vefa borcunun olduğu Pir Sultan’ı affetmek istemiştir. Rivayetlere göre Pir Sultan’ı huzuruna çağırmış ve onu serbest bırakacağını fakat karşılığında ondan içinde “şah” kelimesinin geçmediği üç nefes söylemesini istemiştir. Bunun üzerine Pir Sultan 

Karşıdan görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedin giderim böyle
Ala gözlü pirim sen himmet eyle
Ben de bu yayladan şaha giderim

Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazın kıldırırlarsa
Sizde şah diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan şaha giderim

Dizeleriyle haksızlığa karşı duracağını zulme boyun eğmeyeceğini tekrar göstermiştir.

ŞAH DEDİĞİ İRAN ŞAH’I DEĞİL HZ. ALİ’DİR.

Osmanlı’nın devlet düzeninden memnun olmayan Pir Sultan, bu devlete yeni bir düzen gerektiği düşüncesinde olmuştur. İç savaşlar, mezhep ayrılıkları dolayısıyla yaşanan huzursuzluklar, müftülerin yanlış hareketleri ve kadıların adaletsizliği Pir Sultan’ın eserlerine konu olmuştur. Bazı kaynaklar Hızır Paşa’nın Pir Sultan’ı hapsetmesinin sebebini, hem dini hem de devlet başkanı olarak gördüğü İran Şahları adına Anadolu halkını Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtması ve ayaklanmaya teşvik etmesi olarak kaydedilmiştir. Alevi inanışına göre Osmanlı Devleti’nin ve Hızır Paşa’nın İran Şah’ı olarak algıladığı Şah İran Şah’ı değildir. Pir Sultan’ın burada bahsettiği Şah, Hz. Ali’dir.

Bunun üzerine Pir Sultan’ın dergahında yetişen Hızır, Beylerbeyi Deli Hızır olarak Pir Sultan’ı astırır. Osmanlı kayıtlarında Pir Sultan’ın katline ferman maddelerinden bazıları şöyle kaydedilmiştir.

1-Pir Sultan dinsiz, namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor.

2-Şeriata aykırı söz söylüyor ve davranıyor.

3-Cem ayini gibi gizli toplantılar yapıyor.

4-Saz ve çalgı çalıyor, törenlerde semah dönerek oyun oynuyor.

5-Törenlerde ve dışarıda haremlik – selamlık kuralına riayet etmiyor.

6-“Zamanın Mehdi’si gelecek.” propagandası yapıyor.

Pir Sultan’ın ölümüne dair çok çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlerin biri şöyle anlatılır: Hızır Paşa Sivas’a vali olunca Pir Sultan’ı sofrasına davet eder. Pir Sultan, yemeklere haram lokma diye el sürmez. Hızır Paşa, bunun nedenini sorduğu vakit Pir Sultan “ Sen zina ettin, haram yedin, yetimlerin ahını aldın. Haramla yapılmış yemeklerini ben değil köpekler bile yemez.” der. Bu ağır itham karşısında köpekler getirilir ve köpeklerin önüne sofradaki yemekler sunulur. Köpekler yemeğe ağızlarını sürmez ancak Pir sultan’ın çıkınından çıkardığı ekmeği iştahla tüketirler. Pir Sultan, bu söylediğinde haklı çıkar ve hiddete kapılan Hızır Paşa, Pir Sultan’ı hapse attıktan sonra astırır. 

Diğer bir rivayet ise şöyledir: Hızır Paşa’nın Sarı Kadı ve Kara Kadı adlarında iki kadısı vardır ve bu iki kadı rüşvet yerler. Bu durumu bilen Pir Sultan da iki köpeğine Sarı Kadı ve Kara Kadı isimlerini takar. Hızır Paşa’ya iletilen durum üzerine paşanın huzuruna çıkan Pir Sultan “Evet, köpeklerime kadılarınızın adlarını koydum. Benim köpeklerimin derecesi sizden yüksektir, siz haram yersiniz. Benim köpeklerim harama ağızlarını sürmezler isterseniz deneyelim. Sizin yemeğinize benim köpeklerim ağzını sürerse idama hazırım.” Bunu duyan kadılar derhal yemek hazırlatıp köpeklerin önüne koyar ve köpekler yemeğe ağızlarını sürmezler. Helal lokma olarak verilen yemeği ise yerler. 

Pir Sultan Abdal halk tarafından öyle sevilmiştir ki ölümünden sonra onu yaşatmaya çalışan kayıtlarda altı ayrı Pir Sultan doğmuştur. Araştırmalarda birçok Pir Sultan profili ile karşılaşılmaktadır. Çorum yöresinden olup, Ankara’da Hasan Dede Tekkesinde kalan Pir Sultanım Haydar, Sivas-Divriği yöresinde yetişen Halil İbrahim, aruz ölçüsüyle şiirler yazan Pir Sultan, 18.yüzyıl sonu-19.yüzyıl başında yaşamış olan Pir Sultan, 16.yüzyıl ile 17.yüzyılda yaşayıp  Pir Sultan’ın idamı ile ilgili deyişleri söyleyen Pir Sultan ve menkıbelere konu olmuş, Hızır Paşa’nın astırdığı 16.yüzyıl şairi Banazlı Pir Sultan Abdal. Günümüzde Pir Sultan mahlaslı epey şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin çoğu Pir Sultan Abdal’a aittir fakat bir kısmı da Bektaşi ozanı asıldıktan sonra onu yaşatmak isteyen, bu yola gönül verenlerin eserleridir.

Rivayete göre Pir Sultan’ın asıldığı yer, Sivas’ta bugün “Kepçeli” adıyla anılan yerdir. Eskiden burası “Keçibulan” adını taşımaktayken bir dönem ise “Darağacı” diye anılmıştır. Günümüzde Banaz Köyü’nde Pir Sultan’a ait olduğu söylenen bir ev, evin önünde yaşadığı zamandan kalma bir söğüt ağacı ve ağacın altında da Pir Sultan’ın Horasan’dan getirdiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. 

Zalime ve zulme boyun eğmeyen inandığı yolda canını bile veren, haksızlığa hukuksuzluğa karşı dimdik durabilen bir halk ozanıdır Pir Sultan Abdal.

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
YEMİNİ
VİRANİ
ŞAH HATAYİ

Yanıt Ver

*