“Selam verdüm rüşvet degüldür deyu almadılar.” diye başlayan ünlü Şikâyetnamenin yazarıdır. Asıl adı Mehmet olan Fuzuli, 16. Yüzyılda yaşamış büyük bir ozandır. Doğum tarihi ve yeri tam olarak bilinmese de çoğu kaynakta 1480 dolaylarında doğduğu belirtilmektedir. Babası Molla Süleyman’dır. Fuzuli, bütün yaşamını şimdiki Irak’ın Kerbela, Hille, Necef ve Bağdat şehirlerinde geçirmiştir.  Alevi-Bektaşi kültüründe Yedi Ulu Ozandan biri olarak kabul edilir. On iki İmama gönülden bağlıdır. Bir süre Hz. Ali’nin Irak topraklarındaki Necef kentinde bulunan türbesine hizmet etmiştir. Kimsesizlikle ve maddi sıkıntılarla hayatını geçirse de ilim irfan peşinde koşmuş, vali ve kadılarla yakın dostluklar kurmuş aydın bir düşünürdür. 

1534’te Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fethi sebebiyle padişaha ve adamlarına fetih için övgüler yazan Fuzuli’ye, Kanuni’ nin fermanı ile bu kasidelerinden ötürü vakıftan arta kalan paradan 9 akçe aylık olarak bağlanır. Fuzuli’ye bu hususta bir ferman yollanır. Fuzuli fermanıyla birlikte aylığını almak için devlet dairesine gider fakat, memurlar onun işini görmez ve aylığını bağlamazlar. Bu durumdan rahatsız olan Fuzuli, devlet kuruluşundaki sapkınlığı dile getirmek ister. bu olay üzerine Fuzuli, ”Selam verdüm rüşvet degüldür deyu almadılar. Hüküm gösterdüm faidesizdür deyu mültefit olmadılar. Egerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar amma hal diliyle bütün sualüme cevap verdiler.” diye devam eden mektubunu kaleme alır.

O, gerçek aşkın Allah’a duyulan aşk olduğuna inanır. Şiirlerinde de ilahi aşkı işler. Tekke, tasavvuf ve Bektaşi ozanları, Fuzuli’yi hem kişiliğiyle, hem de sanatıyla kendilerine yakın bulmakla beraber, onu Bektaşi büyüklerinden saymışlardır. Fuzuli ile aynı zamanda yaşamış olan hemşerisi Ahdi, bir yazısında Fuzuli’nin hoşsohbet ve fazıl bir insan olduğundan bahsetmiştir. Fuzuli’nin şiirlerinde bulunduğu sevgi, hoşgörü, doğruluk gibi öğütler kendi yaşamına da yön veren kavramdır. En ünlü eserlerinden bir tanesi olan Leyla ile Mecnun eserinde de dünyevi aşkın giderek ilahi aşka dönüşmesini kaleme alır.

Hem alim hem de şair olan Fuzuli, bilimi ve şiiri birbirinin tamamlayıcısı olarak görür. Şiirin özünün sevgiye, temelinin ise bilime dayandığını savunur. Şiirleri sağlam temellere dayanmasını isteyen Bektaşi ozan ömrü boyunca ilim peşinde koşmuştur.  O’na göre şiire tat ve zevk katan diğer bir unsur ise hüzündür, dert ve ıstırap şiiri etkili kılar. Bu yönüyle de aşk ve ıstırap şairi olarak bilinir. Bu kavramları eserlerinde coşkun bir lirizm ile işlediğinden, edebiyatta da en büyük lirik şairlerden birisi olmuştur. Fuzuli, şiirin insanı yücelten bir hediye olduğunu savunur. Onun doğuştan bir şair olduğunu kayıtlara geçen edebi kaynaklar, mahlasını eserlerine iliştirmese de dönem şairleri tarafından okunduğunda Fuzuli’nin eserlerinin ayırt edilebildiğini aktarmıştır. Mahlas demişken kendisine seçtiği bu mahlasın hikâyesini farsça divanında belirtmiş Fuzuli. Şiir yazmaya başladığında kendisine bir mahlas düşünmüş fakat beğendiği mahlasların başka şairler tarafından kullanıldığını görmüştür. O da daha çok “gereksiz” anlamıyla bilinen, kimsenin beğenmeyeceği “fuzuli” mahlasını edinmiştir. Bu kelime çoğunluk tarafından “gereksiz” manasıyla bilinse de “faziletli, erdemli” kelimelerini de karşılamaktadır. Kendisine aldığı mahlasta bile maddi ve dünyevi olguları değersiz, gereksiz bulduğunu alçak gönüllülükle göstermiştir.

Manzum(dörtlük) ve mensur(düz yazı) türlerde Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere birçok eseri vardır. Bazı eserlerinde bu iki tür iç içedir. Kasideleri süslü yazılara ve ağır bir dile sahipken gazel ve mesnevilerinde daha sade, samimi ve doğal bir dil yapısı görülür. Fuzuli, ortaya koyduğu eserlerle hem dönemin hem de kendisinden sonraki şairlerin yol göstericisi olmuştur. Yaşadığı dönemdeki şairlerin hemen hepsi Fuzuli’ye nazirede bulunmuştur. Hem kendi döneminde hem de kendisinden sonraki dönemlerde şiir anlayışı ve işleyişine yön vermiştir.

Fuzuli, yaşamı boyunca Kuran ve hadislerin etkisinde yaşamıştır. Eserlerinde ilahi kavramlar çokça yer almıştır. Bazı eserlerinde Kuran ve hadislerden alıntılarla mısraların anlamlarını güçlendirirken bazı eserlerinde ise tamamen ilahi konuları işlemiştir. Su Kasidesi adlı eserinde Hz. Muhammed’e olan övgülerini kaleme almış, Saadete erenlerin bahçesi anlamına gelen Hadikatü’s-Süeda adlı eserindeyse İmam Hüseyin ve yakınlarının Kerbela’da şehit edilmesini anlatmıştır. Bu eser en başarılı maktel örneklerinden biri olmuştur.  Makteller tanınmış birinin ölümünü konu eden eserlerdir. İmam Hüseyin ve Kerbela olayını konu edinen eserlere maktel-i Hüseyin denmektedir. 

Zehrden telh olalı la’l-i şeker bâr-ı Hasan 

(Hz. Hasan’ın şeker saçan yakut gibi ağzı ağuyla acılaştığı günden bu yana)
Zehr kâmın hîç kim âlemde şîrîn görmedi

(Dünyada hiç kimsenin damağı tad alamaz oldu)
Olalı şemşirden pür-hûn ten-i pâk-i Huseyn

(Kılıç, Hüseyin’in güzel bedenini kan içinde bıraktığı günden beri)
İstirâhat bulmadı şemşîr teskîn görmedi

Bir türlü kınına girip dinmedi, rahat yüzü görmedi

Dizeleriyle bu eser en başarılı maktellerden biri olmakla beraber Anadolu Aleviliği için bir başyapıt haline gelmiştir.

Fuzuli öldüğünde, Hz. Hüseyin’in yanına gömülüp, mezarına taş dikilmemesini vasiyet etmiştir. 1556’daki veba salgınında hakkın rahmetine kavuşmuştur ve vasiyetinin yerine getirildiği düşünülmektedir.

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Âşık Dertli
KUL HİMMET
PİR SULTAN ABDAL

Yanıt Ver

*