Değerli türkü severler bu yazımda sizlere Nida Tüfekçi’nin 1969 ‘da (kaynak kişiler: Ömer Akpınar, Mehmet Hamzaoğlu)  Kayseri’den derlediği,  çoğunuzun aşina olduğu, hatta türkü dinleyicilerinin yanı sıra yediden yetmişe birçok insanın kulağında (Nevit Kodallı’nın düzenlemesiyle) çocuk şarkısı olarak yer etmiş olan,  okulda müzik dersinde veya TRT çocuk korolarından bıkana kadar dinlediğimiz bir türküyü hatırlatacağım:  “Horozumu kaçırdılar”.  Aah ah….. Bu güzel horozun başına gelmeyen kalmaz, arsızın biri evin horozunu kaçırır, damdan dama aşırır, suyuna pilav pişirir horozu da afiyetle mideye indirir. Eee, memlekette arsız çok. Bu elim olay Kayseri ile sınırlı kalmaz, Eskişehir’de bir vaka, Sivas’ta da bir diğeri. Kümesin kıymetlisi, damdan aşırılıp elin arsızının sofrasına ziyafet olunca;

Kıymetlisine yakar türküyü, Anadolu insanı bir taraftan durumla eğlenir, bir taraftan da “kör ölür badem gözlü olur” hesabı güzellemeler düzer horozuna, vay efendim ibiği elim kadardı, pençesi beş idi, kanadı kilim gibiydi, kiminin tüyü kara, kiminin kar beyazdı, sesi Üsküdar’dan da duyulurdu vs. anlatmakla bitmez, merak edenler türküleri bir daha dinleyiversinler biz asıl meseleye gelelim.

Yani tavuk suyuna pilav, o da bu türküler gibi Anadolu’nun dört bir köşesinde sofraların baş tacıdır. Misafir ağırlanır, düğün yemeği olur, fakir sofrasından, derviş somatına* (sofra) kadar her haneye aş olur, bugünlerde sokak başlarında el arabası tezgâhlarında bile aç karınlara ayaküstü şenliktir, hele birde üzerine biraz tavuk eti bir avuç nohut serptin mi tadından yenmez. Hiç düşündünüz mü kaç çeşidi vardır bu bereketli yemeğin. Bulgurdan, pirinçten, arpa şehriyeden (ovmaç) kestanelisi, üzümlüsü, nohutlusu, tavuklusu, Özbek usulü, mevsimine göre tek ya da karışık sebzelisi, muhtelif baharatlısı ben sayamadım. İşte türkülerimiz de tavuk suyuna pilavımız da özünde bir olsa da her yöremizde ayrı tatta ayrı güzellikte işlenir sunulur, tatmak isteyene. Tabii pilav deyince, bulgurdan ve pirinçten biraz bahsedelim. Bulgur, Anadolu’nun has gıdasıdır. Kabuğundan ayıklanan buğdayın haşlanıp kurutulduktan sonra kırılması ile olur, genellikle ince, orta ve iri diye üç boya ayrılır. Bulgurun tarihçesine şöyle bir bakarsak, Anadolu’nun kadim tahılının izleri 11.000 yıl önceye dayanır, Urfa Göbekli tepe kazılarında yeni bulgularda bu tezi doğrulamıştır. Pirince gelirsek bulgura göre yemek kültürümüz için çok genç sayılır yaklaşık 500 yıl önce Osmanlı’nın tanıştığı pirinç, topraklarımıza güney gümrüklerimizden girmiştir, en makbulü de Mısır’dan gelen Dimyat pirincidir, “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” deyimi de buradan gelir. Pirincin anlamı da ilginçtir. Birçok kültürel alanda etkileşimde olduğumuz İran dillinden yani Farsçadan gelir. Anlamı, sarıdır. Belki ne alaka diyenleriniz olacaktır hemen söyleyeyim. Kabuğundan soyulmamış pirinç sarı renklidir. Bilirsiniz altın rengi metale de biz pirinç deriz. Konuyu dağıtmadan sonralardan tanıştığımız ama pek sevdiğimiz pirinç pilavı için birkaç kelam daha edeyim. Bizim pirince, Araplar, “ruz” der, İngilizler, “rice”, İtalyanlar, “risotto” çünkü onlar haşlanmış pirinci, Endülüs’te, Arap kültürüyle gördüler ancak Osmanlı tüccarları, fetihleri sayesinde tanıdılar.

Tekrar bize dönersek, pirincin ve pilavın tadını sevdiğimiz kadar değer de atfetmişiz. Pirinci bereket diye yeni açılan haneye saçmışız, sınavlarda ferahlık, zihin açıklığı versin diye okuyup üfleyip çocuklara yutturmuşuz.

Bir tanesini bile tabakta bırakmayı günah saymışız, tıpkı gül gibi Hz. Muhammed (S.A.V) nuruyla özdeşleştirmişiz, iftar sofralarımızın baş tacı etmişiz, ne vakit sofralarda o olursa sofranın lezzetine iştah kabartmışız. Şu dizeler arasına saklanan lezzet, sofralarımızın da en kıymetlisi olmuş.

 

“Ramazan geldi ulaştı, Sofralar doldu taştı,

Davette pilav yoktu, Birden iştahım kaçtı.”

Türkülerde suyuna pilav pişirilen horozun çağrışımı ile bolca pilav, bulgur ve pirinçten dem vurduk ancak sofralarımızın diğer kıymetlisi kanatlılardan da bahsetmeden olmaz. Çünkü pilava tadını veren asıl odur. Tavuğu, horozu, kazı, ördeği hatta şimdilerde pek bulunmasada kekliği ve onların pilava kattığı lezzeti unutmayalım. (şimdilerde pek revaçta olan tavuk bulyonun aynı işi yaptığını söyleseler de siz pek inanmayın) Onların yağlı suyuyla pişen pilava genellikle yağ eklenmez, biraz tuz belki bir tutam baharat oldubitti etlerini de yanına katık ettin mi sofrayı tamam say.  Benim bu çeşitler arasında en sevdiklerimden ve özel bulduklarımdan birini de deyivereyim Siirt’in “perde pilavı”. Bademi, fıstığı keklik ve tavuk eti, çeşni baharatıyla hamurdan yapılan dış kabuğu “perdesi” yani sırrı ile tavuk suyuna pilavların hasıdır.

Konu köklü oluca dallanıp, uzuyor. Öyleyse dur demek lazım. Bize düşen bu zenginlikleri yaşatmak unutmamak ve unutturmamak.  Sofranız bereketli, ağzınız tatlı olsun.

*Somat (Sımat):  Mevlevi tekkesinde yemek yenen tahta sofra veya deriden yapılan ince, uzun yer örtüsü “Elif somat”.

 

KAYSERİ YÖRESİ: HOROZUMU KAÇIRDILAR

Horozumu kaçırdılar
Damdan dama aşırdılar                                                                             DİKKAT
Suyuna da pilav pişirdiler                                                                         KARE KOD KONULACAK
Bili geh geh geh geh geh geh geh güzel horozum                                http://www.trtturku.net/dinle/erol-koker-horozumu-kacirdilar/
Horozumun beş pençesi
Tavukların eğlencesi
Evde boş kaldı kümesi
Bili geh geh geh geh geh geh geh güzel horozum

Horozum da yağlı idi
Kümesine bağlı idi
Çil tavuğun oğlu idi
Bili geh geh geh geh geh geh geh güzel horozum.

SİVAS YÖRESİ:  HOROZUMU KAÇIRDILAR (KÜPELİ HOROZ)

Horozumu kaçırdılar
Damdan dama uçurdular                                 DİKKAT
Suyuna da pilav pişirdiler                                 KARE KOD KONULACAK
Bili gah bili gah bili bili gah gah                       http://www.trtturku.net/dinle/ahmet-turan-san-horozumu-kacirdilar/
Küpeli horozum
Kar beyazım

Bir sabah kalktım
Avluya baktım
Aradım taradım bağırdım çağırdım
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım

Kanadı var kilim gibi
İbiği var elim gibi
Acısı var ölüm gibi
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım

Bir sabah kalktım
Avluya baktım
Aradım taradım bağırdım çağırdım
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım.

ESKİŞEHİR YÖRESİ:  HOROZUMU SATAMADIM

 

Horozumu satamadım
Kumbarama atamadım
Bir kız alıp kaçamadım

Oy bili bili bilibil bilibili bili
Çilli de horozum kayboldu
Horozumu kaçırdılar
Damdan dama uçurdular
Suyuna da pilav pişirdiler

Oy bili bili bilibil bilibili bili
Çilli de horozum kayboldu

Horozumun tüyü kara
Sesi gider Üsküdar’a
Bugünlerde düştüm dara

Oy bili bili bilibil bilibili bili
Çilli de horozum kayboldu

 

Buraya tıklayarak izleyebilirsiniz

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Tadı damağımda türküler
Çiğ köfte

Yanıt Ver

*