Ozanlarımız

ÂŞIK İLHAMİ DEMİR

Âşık İlhami, 1932 yılında Kars’ın Arpaçay ilçesinde Büyükperkit köyünde (bugünkü adı Büyükçatma) doğmuştur. Ailesi Ermenistan Erivan’dan göç etmiş ve Kars’a yerleşmiştir. Annesi Hanife Hanım’dır, babası Şir Ali, ailesini çiftçilikle uğraşıp, bostanında yetiştirdiği sebze meyveleri satarak geçindirmektedir. Bir tahsilden geçmeyen Âşık İlhami iki yıl devam ettiği Kur’an kursu dışında eğitim almamıştır. On iki yaşına kadar babasına işlerinde yardımcı olur ve tam bu yıllardayken âşığın annesi Hanife Hanım vefat eder. Artık öksüz bir çocuk olan İlhami, on üç yaşlarındayken köylerine misafir olarak gelen Âşık Latifi’yi dinlemeye gider. Dinlediği türkülerden, hikâyelerden çok etkilenir ve âşıklık sevdası gönlüne düşer. Artık hayallerinde türkü söylemek, saz çalmak, bir âşık olmak vardır. Günün birinde rüyasında peçe takan bir genç kız görür, üç tane derviş bu genç kızın yüzünün yarısını İlhami’ye gösterirler. İlhami, gördüğü bu rüyadan sonra şiir denemeleri yapmaya başlar. Rüyasında gördüğü kızın yüzünün yarısını gördüğü için kendini yarım badeli olarak tanımlar. Aradan bir süre geçtikten sonra köylerine bir âşık misafir olarak gelir. İlhami’nin yazdığı şiirleri okuyunca ona bir saz hediye eder. İlhami artık kendisine yaptığı derme çatma saz yerine âşığın hediye ettiği bu sazı kullanır. Bu esnada icrada bir hayli geliştirir ve çevre köylerde adı duyulmaya başlar. 19 yaşına geldiği sıralarda babasının rızasının olmamasına rağmen Âşık Gülüstan, Âşık Deryâmî ve Âşık Bayram ile birlikte köyünden ayrılır ve yöre yöre gezmeye başlarlar. Bu esnada da rüyasında yüzünün yarısını gördüğü peçeli kızı aramaktadır. Hamzagerek köyündeki bir akrabasına misafir olduğunda burada “Saray” adındaki bir hanım genç kız ile tanışır ve bu kızı rüyasında gördüğü kıza benzetir. 1952 yılında Saray Hanım ile nişanlanır ve ardından vatani görevini ifa etmek üzere Kore’ye gider. Okuma yazmayı tam anlamıyla burada söker ve Türkçesini ilerletir. 1954 yılında görevini bitirir, Kore Gazi Madalyasına sahip olur. Memleketine döndüğünde nişanlısı Saray Hanım ile evlenirler ve Kars’ın merkezine yerleşirler. Bu evlilikten sırasıyla Hurşit, Turgut, Selma, Tacit ve Antika olmak üzere beş çocuk sahibi olur. Dönemin ünlü halk ozanları Âşık Murat Çobanoğlu, Âşık Şeref Taşlıova, Âşık Yaşar Reyhani ile muhabbetlerde bulunmuştur.


Âşıklar kervanına katılmak için âşıklar kahvesine giden İlhami’yi, orada Âşık Gülüstan dinler ve İlhami’ye “Senin mahlasın Külhani olsun” der. Önceden Külhani olan mahlas, zamanla İlhami olarak değişir. Âşıklar arasında “ayakaltında kalmayan âşık” denildiği zaman İlhami işaret edilir ve diğer âşıklar da onunla atışmaya çekinir. Yeteneğinden, zekâsından, ustalığından dolayı “Kara Şeytan” olarak çağırılırken, esmerliğinden dolayı  “karaçalı” da diyenler olmuştur. Gönlüne düşen âşıklık sevdasını ilerletmek isteyen İlhami Demir, birçok usta âşığı yetiştiren Kars yöresinden olmasının da verdiği imkânlarla sürekli âşıkların atışmalarını dinlemiş; Âşık Sümmani’nin, Karacaoğlan’ın, Yunus Emre, Âşık Şenlik gibi ustaların şiirlerini dinleyerek yetişmiştir. Âşığın bu etkenlerden ötürü espri ve doğaçlama yeteneği çok kuvvetlidir. Kendine has bir tarz yakalamış olan İlhami Demir, dinleyenlerinin karşısına çıktığı vakit önce esprili birkaç cümle veya hikâye anlattıktan sonra sanatını icra etmeye geçer. Dinleyicilerini neşelendirirken etkisi altına alır. Âşık Şeref “Çağrı” dergisinde yazdığı bir yazıda Âşık İlhami için “Kars ve köylerinde halk arasında yapılan sohbetlerde Çıldırlı Âşık Şenlik, Narmanlı Âşık Sümmani’den sonra Âşık İlhami Demir gelir” demiştir. 

İsmi zaten duyulmuş olan İlhami Demir, 1956 yılında Arpaçay’da yapılan yarışmayı da kazanınca ünü daha yayılmıştır. Birçok yöreyi gezmiş, çoğu âşıkla atışmalar yapmış, köy düğünlerinde âşıklığını sürdürmeye devam etmiştir. 1963 yılında Ağrı ve Kars’ta yapılan şenliklerde birincilikler kazanmış, 1964 yılında, Selçukluların, Anadolu’ya girişinin 900.yılı kutlanmak üzere o zamanın eğitim bakanı, yirmi kadar profesör ve şair Orhan Şaik Gökyay Kars’a gelir. Kars’ta düzenlenen şenlikte âşıkların arasında İlhami Demir de sanatını göstermiştir. Kars’a gelen konuklar, geç saate kadar âşıkları dinlemiş, kalacakları vakit içerisindeki programları iptal etmiş ve Kars’tan ayrılana kadar olan süreyi âşıkları dinleyerek geçirmişlerdir. Bu şenliklerin ardından âşıklardan çok etkilenen Orhan Şaik Gökyay; Âşık Murat Çobanoğlu, Âşık Şeref Taşlıova ve Âşık İlhami Demir’i İstanbul’a davet etmiş, üniversitedeki Halk Edebiyatı dersinde âşıklardan yardım alarak tatbikatlı bir şekilde ders yaptırmıştır. 1965’te Kars Radyosu’nda düzenlenen mahalli âşıklar yarışmasında derece almıştır. 1967’den itibaren Konya’da düzenlenen Türkiye Âşıklar Bayramı’na katılımda bulunmuş, 1986’ya kadar muamma, dudakdeğmez, atışma, taşlama, türkülü hikâye(serencam), memleket türküsü gibi dallarda birincilikler kazanmıştır. Hatta âşığın üstün başarısından ötürü yarışmaya bir dal daha eklenmiştir. Bu dalda âşık, sazsız ve rastgele verilen bir dal üzerine en az altı kıta doğaçlama yapmaktadır. Yarışmalara eklenmesinde öncü olduğu bu dalda büyük başarı göstermiş ve altın madalya kazanmıştır. 1973 yılında İran Tebriz’de düzenlenen uluslararası âşıklar festivaline katılmıştır. İran Şahı Rıza Pehlevi burada İranlı ve Türk âşıkların atışma yapmasını istemiş; kategori olarak da dudakdeğmez seçilmiştir. İran Şahı yarışmanın sonucunda İranlı âşıkların sesini güzel bulurken, Türk âşıkların üstün zekâsından etkilenmiş ve Âşık İlhami’ye özel bir kıyafet hediye etmiştir.   İstanbul Festivali’nde 7 yıl boyunca kendini göstermiş ve Müzik San Vakfı’nın yapımcılığını üstlendiği Altın Saz Yarışmasında birinci olmuştur. 1975’te tekrar yurtdışına çıkmış, sanatını Avrupa’nın birkaç şehrinde icra etmiştir. Radyolarda programlar yapmış,  yurtdışındaki üniversitelerden araştırmacılar İlhami’nin şiirlerinden birkaçını kasete kaydetmiştir. Âşıklık hayatında daha birçok faaliyette bulunmuş ve el defterine kayıtlı beş yüze yakın şiiri bulunmuştur. Eserlerinde her kesimden insana hitap etmiş hatta Azeri Türkçesini başarıyla kullanmıştır. Onun için en önemli fazilet insanları dost olarak kabul etmek ve hak ettikleri değeri göstermektir. Her daim güler yüzlü ve içten olmuş; birlik, beraberlik mesajları vererek insanları neşelendirmiştir. Âşığın “Bir Sabah Vakti Uyandım” ve “Sana Yar” adlı şiirleri bestelenerek halk müziği repertuarına alınmıştır. Âşıklık geleneğine gereği olarak “Suhap ile Madina Sultan”, “Muhammed Şah ile Narmina” ve “Kahraman Kasım ile Pakize Sultan” adında üç hikâye tasnif etmiştir. Ozanın hayatı ve eserleri hakkında birçok tez hazırlanmıştır. 

Geçim sıkıntılarından dolayı 1983 yılında memleketinden ayrılmak durumunda kalır ve Gebze’ye yerleşir. Buradayken de sanatını icra etmeye devam eden usta isim tedavi görmek üzere İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi’ne götürülür. Konya Âşıklar Bayramının kurucusu Feyzi Halıcı ve Hasan Süzer usta âşığın ziyaretine gider. Tedavi sürecini, geçirdiği ameliyatlarını anlattığı Feyzi Halıcı İlhami Demir’e “Nazlanma, turp gibisin maşallah. O kadar halsizlik de müsaade et olsun, ameliyatlısın ne de olsa. Zamanla eski sağlığına kavuşacaksın” der. Selçuk Üniversitesi’nde Âşıklar Şöleni yapacağını belirtir Feyzi Halıcı. Usta ozan bu halde gelemeyeceğini söyleyince de “Mesaj gönderebilirsin, gönlünden kopanı söyle yazayım” der. Nisan’da düzenlenen şölende okunan şiir şöyledir. 

Tedavi sürecindeyken akciğer kanseri tanısı koyulmuştur fakat gösterilen çabalara rağmen 3 Mayıs 1987 tarihinde vefat etmiş ve Gebze’de defnedilmiştir. Pek çok şiirinde “son gün Pazar” ifadesini kullanan âşığın vefat ettiği gün de Pazar’dır. Memleketi Kars Arpaçay’da inşa edilen bir köy konağına ismi verilmiş, Âşık İlhami Demir Kültür Merkezi olarak açılmıştır. 

Şölen yapan âşıklara selamlar;
Bu gidişle herhal gelmemiz yoktur.
Sizlere neşeli, mutlu âlemler,
Hodri meydan deyip çalmamız yoktur.

Ehli İrfan gerek manayı yora,
Kendini bilmeyen tez düşer tora.
Ol şair Halıcı Baba’dan sonra
İlim deryasına dalmamız yoktur.

Yürümekle aşınır mı eşikler.
Gönlümüzü daim alsın ışıklar.
Bizi bundan sonra bilsin âşıklar
Bizim bu meslekte yılmamız yoktur.

Halis altın kolay gelmez ayara,
Âşık çıkar, sazla sözle değere.
Bir yaradır değmiş bizim ciğere,
İyi mi, kötü mü, bilmemiz yoktur.

Manalı manasız laf olur hece,
Arifler bir puvan verir netice.
Burada yatarım on gün, on gece,
Sanırım pek fazla kalmamız yoktur.

İlhami’yim, bunca gösterdim çaba,
Nice olur alıvalimiz, acaba.
Ben söyledim, yazdı Halıcı baba
Bizim bu meydanda, ölmemiz yoktur 

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
asik-veysel
asik veysel
Muhlis Akarsu
Ölümünün 11 nci Yılında büyük Ozan Ali Ekber Çiçek
Ölümünün 11 nci Yılında büyük Ozan Ali Ekber Çiçek

Yanıt Ver

*