Haber Ozanlarımız

Ali Ekber Çiçek

1935 yılında Erzincan’a bağlı Ulalar köyünde doğan Ali Ekber Çiçek yakınlarının deyimiyle “Ali Baba” yoksul bir ailedendi. Henüz dört yaşındayken daha sonraki yıllarda yaşamını ve doğal olarak da sanatını etkileyecek büyük bir acı yaşayarak, babasını 1939 yılında yaşanan Erzincan depreminde kaybedecektir.


Zaten var olan yoksulluğun üzerine birde babasızlığında eklenmesi ile küçük yaşlarda çiftçilik yapmaya başladı. Maalesef bu süreç ilkokuldan da ayrılmasına, yarıda bırakmasına sebep olmuştu Ali Baba’nın. Okul hayatı da sona erince çiçekle, toprakla iç içe geçen yaşamını sürdürürken katıldığı toplantılarda, bağlama ve deyişlerle tanışması büyük ustayı tanımamıza kadar gelen sürecin de başlangıcı olacaktır.

Yoklukta zorlamayla aldı sazını eline Ali Ekber Çiçek ve İstanbul’a gider. Gider gitmesine de elbet ancak ne bir tanıdık bulur koca İstanbul’da ne bir akraba, ne de sığınacak bir yer. Büyük ozan o yılları “Mevsimlerden yazdı, bir kerevetin üstünde sabahlıyordum her gece, Allah’a bu gece üstüme yorgan örtecek misin diye sorardım” diye özetliyordu.

Uzunca arayışlardan sonra bin kilometrelik yolculuk ve yataksız yorgansız gecelerden sonra nihayet müzisyen olan halası Saime Senan’ı bulduktan sonra Cağaloğlu’ndaki halkevinde bağlama çalmaya başlar Çiçek… İki yıl burada geçirdikten sonra yine halasının aracılığı ile Ankara’da Muzaffer Sarısözen ile tanışması nihayet zorlu günleri bitirecek bir tanışma olur büyük ozan için. Sarısözen, desteğini esirgemez ve önce Ankara’da yöre sanatçısı olarak devlet konservatuarına gönderir. Ardından radyo programına çağırır. 1950 sonrası ise İstanbul Radyosunda “Yurttan Sesler” programında her hafta bir uzun hava bir deyiş okuma görevi bile almıştır.

Halk müziğinin en önemli kaynaklarını gün ışığına çıkartmasının yanı sıra Halk Müziğinde sözlerin baskın olduğu döneminde müziğin melodik olarak da farklı renklerini ortaya çıkartmış ve dikkatleri de iyice üzerine çekmiştir büyük ozan. Hatta yurt dışında yaşayan bir Etnomüzikoloji profesörü rastlantı sonucu dinlediği “Haydar Haydar” eserinin melodisini incelemiş çeşitli ölçümler yapmış ve yüz’ün üzerinde ses tonu saptamış ve tek bir kişinin, tek bir sazla, bu sesleri icra edebilmesi bilimsel olarak imkansız diye kanaat belirtmişti. Bu başarıyı da büyük ozan; “3 yaşında kucağımda saz olduğunu söylerler. Ben eski rüştiyeyi bitiren profesörlerin, dedelerin sohbetlerinde büyüdüm. Çocukken beynimize kaydettiğimiz o felsefe sonradan bir çiçek gibi bir çim gibi büyüyor, o tasavvuf ehli, kamil kişilerin sohbetinde büyüdüğüm için onların bütün felsefesini ben sonradan sazıma taşıdım. -Anamdan sonra sazım beni doğurdu-” diye özetleyecekti daha sonra.

Tıpkı bir önceki sayımızda andığımız Aşık Veysel gibi politik söylemlerden uzak durmuş ancak hiçbir yerde de Alevi kimliğini gizlemeyen Çiçek de o dönemlerde yaşanılan sansürleme durumuyla da karşılaşmıştır. Kendi ağzından sansürleme ile ilgili anısını şöyle dile getirir büyük ozan.

1969 senesi. Süleyman Demirel Başbakan. Ben o sıralarda sevilen bir türkü var onu okuyorum;

Hüseyin’im yeşil giyer eynine

Hiçbir hile getirmezdi göynüne

Kurdu kuşu lütfeylemiş kendine

Mülke de Süleyman ne güzel uymuş…

Başbakan Yardımcısı radyoyu arayıp “Süleyman’la ilgili kısmı çıkarın türküden” demiş. “Demirel ne zaman padişah oldu?” dedim ve türküden bir kelime bile çıkarılırsa çekip gideceğimi söyledim. Çıkarmadılar.

Bir başka sansürleme anısını ise şöyle dile getirir Ali Ekber Çiçek;

bir de 12 mart döneminde bir türkümden Ali‘yi çıkarmak istediler. O türkü de şöyle:

Ali’nin sırrına ereyim dersen

Bir Mürşid-i kamil bulanlar gelsin

Gönül Kabe olmuş hem Beytullah’tır

Ol bahr-i ummana dalanlar gelsin…

“söylesenize Allah aşkına bu Türküden Ali’yi çıkarırsanız geriye ne kalır?”

Sanat hayatı boyunca Almanya ve Amerika başta olmak üzere yurt dışı ve yurt içinde 84 adet çift yüzlü plak (Ön – Arka birer eserlik / Columbia), 24 adet çift yüzlü plak (Ön – Arka ikişer eserlik / Odeon Plak), 50’yi aşkın 45’lik plak, 2 Long Play, 35 Kaset, 8 adet de CD dolduran Ali Ekber Çiçek; çeşitli Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’nin hemen her şehrinde konserlerde yer aldı. Birçok defa ulusal ve uluslararası radyo ve televizyon programlarına davet edildi. Amerika ve Kanada’da Texas, Columbia, Michigan, Wisconsin ve Toronto Üniversitelerinde ve Türkiye genelindeki çeşitli Üniversiteler bünyesinde akademik düzeyde verdiği konserlerle bilim/sanat camiasının da büyük saygınlığını kazanarak defalarca ödüllendirildi. Hatta kendi eseri “Haydar Haydar” Köln Flarmoni Orkestrasının repertuarına bile girmişti.

Ali Ekber Çiçek, hayal bile edemediği bir yaşam içinde tıpkı diğer ozanlarımız gibi Türkü’nün kültürüyle yaşadığı için, sonraki nesillere bırakacağı emanetlerini üretmeye de başlamış, kırk yıllık radyo sanatçılığı döneminde iki yüz den fazla derleme ve dört yüzden fazla eser icrasıyla Halk Müziği repertuarına eşsiz bir katkı sağlamıştır.

Sanat yaşamı boyunca halktan biri olan Ali Ekber Çiçek, sadece kendi yaşamını yansıtmamış dizelerine halkın sorunlarını da paylaşarak milyonların beğenisini kazanan değerli ozanlarımızdandır.

Ali Ekber Çiçek, uzun bir süre şeker hastalığı tedavisi de görmekte iken 26 Nisan 2006’da 71 yaşında sabaha karşı bir zamanlar büyük umutlarla ve bir tane bağlamasıyla çıkıp geldiği, yorgansız yataksız günler yaşadığı İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Vasiyeti üzerine büyük ozanın cenazesi Balıkesir ilinin Edremit ilçesi, Tahta kuşlar köyüne defnedilmiştir.

Biz de Türkü Life Ailesi olarak, Ali Ekber Çiçek’i saygı ve özlemle anıyoruz.

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
HALK MÜZİĞİ HAK ETTİĞİ YERDE Mİ?
İSMİNİ ATATÜRK’TEN ALAN BİR MÜZİK ALETİ CÜMBÜŞ
Abdurrahman Tarikci

Yanıt Ver

*