Türk Halk müziği sektörünü,  yağmur çamur, kar, kış demeden desteklerini esirgemeden katkı sağlayan ve sektör olarak ayakta tutan en etkili unsur şüphesiz dinleyici kitlesidir. Dinleyici tekil olduğunda bu gidişata yön veremez iken, dinleyiciler olduğunda çoğul olur ve artık tüm gidişata yön de verebilir konumdadırlar.

Toplumlar, yani dinleyici kitlesinin kültürü, yaşam tarzı, hangi yöne ilerlerse müzikleri de o yöne doğru ilerler. Güzelim türküleri, içindeki mısralarda bile, hazineler yatan türküleri oyun havası haline getirip “Angara havası” yapma denemeleri de yine bu kültürün ürünüdür.

O halde, dinleyenler olarak bazı hususlara özellikle biz dikkat edeceğiz. Değişikliğe uğrayan kültür ve yaşam içinde, Halk kültürümüze, dolayısıyla tek dinleme keyfimize önce biz dinleyiciler olarak sahip çıkacağız. Türk Halk Müziğinin önce yaşatılması lazım, yazanlar, derleyenler, eseri meydana getirenler elbette olmazsa olmaz. Ancak dinleyicilerin de bu kültürün taşıyıcısı ve yön vereni durumunda oldukları da unutulmamalıdır.

Peki, bu dinleyici kitlesi sizce Halk Müziği sektörüne yön verebilir bir durumda mı?

Gelin bu sorunun yanıtını birlikte arayalım.. Hepimizin defalarca katıldığı, konser alanlarında, Türkü sahnelerinde bu dinleyici kitlesini, yani kendimizi dışarıdan üçüncü bir göz olarak birlikte inceleyelim.

20:00 sularında program yapılacak mekana, içlerinde nadir de olsa, kravatlı insanlarında aralarında bulunduğu bir güruh mekanda yerini alır. Bu güruh dinleyici kitlesidir. Parmakla sayılacak kadar az olan kravatlı kişiler haricinde kitlenin geneline bakıldığında, gündelik kıyafetleriyle yerlerini aldıklarını görebilirsiniz. Kıyafet konusunda istisna olan, hakikaten giyimine dikkat eden kitle ise, maalesef tekil olarak kaldıklarından tüm kitleyi yönlendirmekte yetersiz kalmaktadırlar. Mekandan ve alandan zarafet bu sebeple geri çekildiğinde ise, bu olumsuz tablo aslında bir süre sonra solistleri, müzisyenleri ve mekan sahiplerini de olumsuz yönde ister istemez yönlendiriyor olmalı ki; bu durum sahnede yırtık kotla, gündelik kıyafetlerle yer alan solistleri, müzisyenleri, neredeyse düğmeleri göbeğine kadar açarak müşteri karşılayan mekan sahiplerini yaratıyor. Bütün bunları ise dinleyici kitlesinin yarattığını düşünmek ne kadar acı bir durum.

Saat 20:00 sularında program başlangıcında, olması gereken yerde takılmış olan kravatların 23:00 sularında biraz da alkol etkisiyle, Kravatın boyundan çıkartılıp “rambo” misali kafaya bağlandığına da şahitlik etmişsinizdir.

Özellikle alkollü mekanlarda, alınan alkolün de etkisiyle ortaya çıkan davranış bozuklukları ile birlikte, soliste kadeh gönderenler ve içmediği zaman tavır yapanlar, Sahnenin hemen önündeki masada, solist Türkü okurken yüksek sesle kahkahalar atarak, tütün mamulünün dumanını da sahneye doğru üfleyenler, dinlemek için değil sohbet etmek, alkol tüketmek için yada oyun havasında oynayıp kurtlarını dökmek için gelenler, Solisti plak çalar sanarak üstelik, isteyip okunan bir eseri 4 defa üst üste isteyebilenler, Yıllarını ömrünü Türk Halk Müziği kültürüne harcayan emektarlar yerine Türkü adı altında fanteziye yakın eserleri yorumlayan sanatçıları tercih edenler…

Albüm satın almak yerine, internet ortamından ücretsiz temin edenler, Artık çoluk çocuğunu getirmemek üzere şartlananlar, türkülerin değiştirilerek okunmasına destek verip alkış tutanlar,

İstek isteyip solist tarafından isteği yerine getirilmediğinde sahneye peçete içinde mermi !!! gönderenler… okusana ulan diye bağıranlar.. Kısacası Dinlemeyi bilmeyenler. Şimdi, peçeteye yanlış türkü ismi yazılarak sahneye gönderilen isteklerin, genele bakıldığında aslında ne kadar masum olduğunu anlayabiliyoruz değil mi?

Daha fazla örneklerle yazabileceğimiz Bu olumsuzlukların kaçına şahit olduğunuzu şimdi sorgulayın kendinizde. Böyle bir ortamda dinleyiciler tarafından yapılan yanlışlar, başka yanlışları da doğuruyor ortaya. Bu yanlışlar sonucunda, solistlerin sahneye gündelik kıyafetiyle çıkması, sahnede tütün mamulü de kullanması, alkol de tüketmesi normal davranış olarak algılanmaya başlanıyor. Sonra bir bakarsınız, Türk Halk Müziği adı altında Türkü diye lay lay lom bir şeyler okunur. Sonra sen-ben-biz ne olacak Bu Türk halk müziğinin hali der dururuz.

Hep merak ederim, Türk Halk Müziği icra edilen sahnedeki bir solist saat 23:00 sonrası toplum tarafından bilinen birkaç pop şarkısını ardı ardına Halk Müziği formatında okusun,bir tek dinleyici kalkıp tepki göstermez. Biz Halk Müziği dinlemeye geldik diyerek. Nasıl söyleyecek boyundaki Kravat kafaya bağlanmış,darmadağın olunmuş bir şekilde mi? Hani deveye demişler boynun eğri, o da demiş ya nerem doğru ki..

Farkında mısınız? Dinleyici kitlesi, sahnesine önem veren, ses-ışık sistemlerinin görsel zenginliğini kullanan işletmeleri tercih etmeye başladığında, işletmeler hemen toparlanıp sahnelerini düzenlemeye çeki düzen vermeye yatırım yapmaya ve teknolojiyi de kullanmaya başladılar. Emin olunuz bunu yaptıran solistler müzisyenler değil dinleyici kitlesidir. Yenilen yemekleri düşünün en lüks restoranda tadabileceğiniz yemek çeşitlerini bu mekanlarda bulabiliyorsanız dinleyici kitlesi sayesindedir. Hiçbir işletme solist bu yemek çeşidini istiyor diye menüsüne eklemez. Ancak Dinleyici kitlesi isterse tüm menü bile değişiverir bir günde.

Türk Halk Müziği adı altında albüm çıkarıp, içinde bir tane Halk müziği olmayan bir albümü satın alırsa bu kitle, Talebini de bu yönde yapmış olmaz mı?. Talep etmek önemli, ancak neyi talep ettiğimiz daha önemli. Bu sebeple kendimizi Türk Halk Müziğine yakınmış gibi göstermeye çalışmak yerine yakın hissettiğimiz müzik türünü dinlemekte fayda var. “Angara havası” fantezi, ya da diğer türleri dinleme diyen yok ki. Gönül rahatlığı ile dinle. Ama onu dinle. Onu dinle çünkü Türküleri de sen o gözle dinliyorsun ve zarar veriyorsun. Sen hiç türkü dinleyip kendine zarar veren adam gördün mü? Göremezsin çünkü Türkü başka bir kültürdür.

Kendimizi yakın hissettiğimiz müzik türüne göre de davranalım. Halk Kültürüne gerçek anlamda gönül veren sanatçılara ait albüm satın alarak, sanatçıyı destekleyerek, solistleri adabıyla dinleyerek bu kültürü yaşatabiliriz. Bayram havasında giyinip şık bir şekilde konser alanına gidersek emin olun ki bu kültüre değer katarız. Solistinden müzisyenine, işletmesinden otopark görevlisine kadar herkes değişir. Her albümde usta malı eserler görmeye her sanatçının bu eserleri daha da güzel okumaya çalışmasını da yine biz dinleyiciler sağlarız.

Konser sonrası ya da bar programı sonrası eve gidip yastığa kafanızı koyduğunuzda kulağınızın çınlamasını bile, yine biz dinleyiciler önleriz unutmayın. Sahnedeki solisti dinlemeyi öğrendiğimizde emin olun birçok işletme de mekanlardaki ses seviyesini de düşmek zorunda kalır. Sizde keyifli bir konser sonrası kafanızda uğultu bile olmadan huzurla uyursunuz.

Sonuç olarak görüyoruz ki bir tarafta Arz eden Solistler, müzisyenler, söz yazarları, işletmeler, diğer yanda ise talep eden dinleyici kitlesi var ve bu durum ortaya Arz-Talep ilişkisini çıkarıyor. Öyleyse talep eden kitlenin de neyi talep ettiğini bilmesi gerekmiyor mu? Hadi şimdi hem kendimize, hem Türk halk müziği sektörüne bir iyilik yapalım ve Türkülerin gerçek yaşanmış hikayelerini okuyup anlamaya çalışalım. Kimse halk müziğinde doktora yapın demiyor elbette ama bu kültür, bu konuda birazcık çaba sarf etmemizi hak etmiyor mu?

Türkü dinlemek için türküyü bilmenize gerek yok. Hissedebiliyorsanız sadece bu yeterlidir. Bir çırpıda dinlediğimiz o türkünün altındaki dramı, acıyı bilirseniz ve hissederseniz eminim ki yemek bile yemeden dinler, hatta yerinizden kalkamazsınız.. O manevi bir ağırlıktır ki; yerinizden kalkmayı bile ayıp saydırır kendinize.. Ama önce Dinle-ye-bil-mek lazım.

Keyifli Dinlemeler…

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
HALK MÜZİĞİ HAK ETTİĞİ YERDE Mİ?
HALK MÜZİĞİ DİNLENMİYORSA…
DESTEK OLMAYAN, KÖSTEK OLMASIN

Yanıt Ver

*