Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar
Ciğerim yanıyor (aney) gözlerim ağlar
Benim zalım derdim cihanı yakar

Gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar
Annenden babandan ayrı koyarlar

Urfa dağlarında gezer bir ceylan
Yavrusunu kaybetmiş ağlıyor yaman
Yârimin derdine bulmadım derman

Gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar
Annenden babandan ayrı koyarlar

Ceylan senin gibi yüreğim yare
Cihanda derdime (aney) bulmadım çare
Kimselerim yoktur söylesin yâre

Gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar
Annenden babandan ayrı koyarlar


Geleneksel müziğimiz olan halk türkülerimizin konuları arasında hayvan ve onun sevgisine ilişkin olanları önemli ve hatta geniş bir yer tutar. Türkülerimizde çoğu zaman ozanlarımız, bazı hayvanları kendilerine yakın bulmuşlar, kimilerinin garipliği onların ilgisini çekmiş, kimilerinin çaresizlikleri ozanlarımızı duygulandırmış, hüzünlendirmiş, ozanlarımız bazılarını övmüşler, yüceltmişler, bazılarına acımışlar, çoğu zaman da tüm bu hayvanlarla konuşmuşlar, söyleşmişler.

Evet, türkülerimizde ozanlarımız, birçok hayvanla sırdaş olmuş, kimine derdini dökmüş, kimini kendisine benzetmiş, kimiyle neredeyse kardeş olmuş, bazılarını övmüş, bazılarına ise acımış. Çok ilginçtir, bazılarını ise türkülerinde ya vurmuş ya yaralamış ya da tuzağa düşürmüş, kısaca avlamış…

Yurdun çeşitli yörelerinden, birbirinden usta kaynak kişilerden, ozanlardan derlenip toparlanan binlerce türkü arasında; av, avcı ve avcılığı çağrıştıran, onu işleyen, ona değinenleri şöyle bir elekten geçirdiğimizde karşımıza şu sonuç çıkıyor önce: Türkülerimiz; kekliği, ceylanı, geyiği, maralı ve zaman zaman da turnayı, avlanacak hayvan olarak görüyor ve hep onları vuruyor, yaralıyor, avlıyor.

Aman avcı vurma meni

Men bu dağın maralıyam

Maralıyam hem yaralı

Avcı vurmuş yaralıyam

Bir taş attım çaya düştü

Çaydan bir çift suna uçtu

Menim könlüm sene düştü

Senin könlün kime düştü

Bu dağlarda ceylan gezer

Tırnakları taşlar ezer

Men o yare neylemişem

O yar menden kenar gezer

***********************************

Keklik taşta ne gezer
Kalem kaşta ne gezer
                                 
Gel gel yanıma keklik
Gadan canıma keklik
Ah o gınalı tetenlerin
Batır ganıma keklik

Kekliğin sürüsünü
Av ettim birisini

Gel gel yanıma keklik
Gadan canıma keklik
Ah o gınalı tetenlerin
Batır ganıma keklik
  

Avcı ve avcılığın temelinde yatan şeyin bir garip hayvan sevgisi olduğunu söylemek istiyorum. Hayvan sevgisini, özellikle yabanıl hayvana olan merak, onu daha yakından görebilme tutkusu, doğa ile aynı nefesi paylaşma arzusu, doğa sevgisi, avcıları işte böylesine garip bir duygu seline karıyor ve onları yerine göre dağa, ovaya, göle, yazıya sevk ediyor.

Türkülerimizde avı yapılan hayvan her zaman acınacak bir durumdadır, çaresizdir. Zalim avcının elinden artık kurtuluşu yoktur. Onun avcıdan, canını kurtarmak için kaçışını, çırpınışını dile getiren cümleler, yürekleri sızlatan bir ezgi ile verile gelirken, insanoğlunun hem acımasız tarafı yansıtılmaya çalışılır hem de onun yufka yürekli, merhametli, yardımsever ve duygu yüklü yönü ön plana çıkarılır.

Bazen de türküyü yakan, aşık, Anadolu insanı; kapıldığı bir güzele olan tutkusunu “vurulmuşluk”la anlatmaya çalışır ki, işte o betimleme sırasında vurulan av hayvanının üstü kapalı olarak kendisi olduğunu söylemeye çalışır. Daha açık bir ifadeyle, kendisini bir ceylana, bir kekliğe, bir marala benzeterek sevgilisine; aşkını, sitemini anlatmaya çalışır. “Bir avcı avladı beni / Yaralandım, yaralıyam” der, “Keklik idim vurdular / Kanadımı kırdılar / Daha ben ne idim ki / Anamdan ayırdılar” der, “Aman avcı vurma beni / Ben bu dağın maralıyam / Hem maralı hem yaralı / Avcı vurmuş yaralıyam” der.

Keklik idim vurdular
Ganadımı gırdılar
Daha ben ne idim ki
Anamdan ayırdılar

Gel gel yanıma keklik
Kastın canıma keklik
Al kınalı parmakların
Batır ganıma keklik

Keklik kumda eşinir
Eşinir de deşinir
Benim sevdiğim dilber
Nerelerde düşün

Keklik kayalı yerde
Öter mayalı yerde
Sevdiğimin kavalı
Kaldı dayalı yerde

Dedik ya avcılıkta bir tabiat aşkı, bir hayvan tutkusu var… Avı kovalamak, ona yaklaşmak, ona dokunmak, daha da ileri giderek vurup omzuna atmak, beline takmak, belki de kucaklamak bu tutkunun türkülerimizde farklı bir yansıması olsa gerek. Rahmetle andığımız Veysel Baba, “Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı” adlı türküsünde, aşık – maşuk ilişkisini, günümüz diliyle seven – sevilen ilişkisini, “av – avcı” bağıntısı ile vermeye çalışırken, seven ile sevilenin birbirlerini takip etmelerini, birbirlerini hırpalayan, üzen, kıran davranışlarını –ki bunların hepsi sevgiden kaynaklanıyor- tıpkı avı seven avcının titiz, ısrarcı, inatçı yaklaşımı içinde veriliyor…

Gova gova indirdiler yazıya
Tut ettiler al gınalı  tazıya
İş başa düşünce bakmaz guzuya

Gaç guzulu ceylan gaç avcı geldi
Avcılar elinden gaç guzun galdı

Zalım avcı düşmüş gelir izine
Al kanlar ağıtmış iki dizine
Mor sinekler gonmuş ahu gözüne

Gaç guzulu ceylan gaç avcı geldi
Avcılar elinden gaç guzun galdı

Gova gova indirdiler dağlardan
Mor sümbüllü bahçalardan bağlardan
Kerem der ki şu geçtiğim yollardan

Gaç guzulu ceylan gaç avcı geldi
Avcılar elinden gaç guzun galdı

****************************************

Ben de gittim bir geyiğin avına
Geyik çekti beni kendi dağına
Tövbeler tövbesi geyik avına
Siz gidin kardeşler kaldım burada

Ben giderken kaya başı kar idi
Yel vurdu da erim erim eridi
Ak bilekler taş üstünde çürüdü
Siz gidin avcılar kaldım burada

Urganım kayada asılı kaldı
Esvabım sandıkta basılı kaldı
Nişanlım sılada küsülü kaldı
Siz gidin avcılar kaldım burada

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Evine şivan düşe…
Türkülerde Hava Durumu
Dağ başını duman almış…

Yanıt Ver

*