Türkülerimiz işlediği konular bakımından koca bir derya… Öyle türkülerimiz var ki bunlarda yaşam sevinci fışkırır durur. İşte bu türkülerde halk; dünya güzelliklerine karşı asla ilgisiz değildir. Bir çiçeğe, bir ağaca, bir kuşa, bir buluta, hele hele bir güzele bakarken duygu denizinde boğulur gider.

Bu bölümde güzellemelerden bahsedeceğiz. Bir kanadı aşk, bir kanadı tabiat olan güzellemelerden. Onu daha da sadeleştirerek sevda üstüne, güzellerin övgüsü üzerine örülmüş güzellemelerden söz edeceğiz.

Güzellemeler türkülerimizde, halk şiirimizde büyük bir yer tutar. Güzellemenin özünde “bir çift göz, bir çift söz ve aşığın bağrında yanan bir avuç köz” yatar. Ve güzellemelerde kiminin sevdiği serviye benzer dallar içinde, kimininki güle benzer allar içinde… Kiminde kar beyaz bir ten, kiminde püskürme ben vardır. Ve kimi aşığın sevdiği ahu gibi bakar, kor gibi yakar… Ama hepsi birbirinden güzel, birbirinden vefasız…

İşte bu vefasızların narına yanan aşıklar, gönüllerini mısralara, türkülere dökerler. Lirik, titrek şiirler, türküler doğar; kalpten kalbe akan, döküldüğü yeri yakan, ateşten damlalar gibi… Ve tabii ki buna canlar dayanmaz.

Yüzünü sevdiğim seyrana çıkmış
Sallanıp gezdiğin yerler ah çeker
Çiçekler selâmda boynunu eğmiş
Sallanır selviler güller ah çeker

Gözlerin kapatmış Kars’ı Sivas’ı
Edirne İstanbul zilfin pahası
Giyinmiş kuşanmış hasların hası
Giyinmiş yeşili allar ah çeker

Menendin bulunmaz Gürcü Revan’da
Şam’ı Diyarbekir Haleb’i Van’da
Ağalar el pençe beyler divanda
Geda gibi nice canlar ah çeker

Türkülerimiz, halk şiiri çoğu zaman güzelden yanadır. Bu güzel çoğu zaman “siyah zülüfleri ak gerdan üzerine tel tel uzanan” bir sevgili olur, kimi zaman bir dağ, bir akarsu, bir yayla, bir çiçek ya da bir yurt köşesi… Ama çoğu zaman bir kadındır. Kısaca güzellemelerin temelinde aşk yatar. Aşk güzeldir ve güzele aşık olunur.

Türkülerimizi yaratan ustaların güzeller üzerine yazdığı halk şiirinde ortak özellikler taşıyan bir güzel tiplemesi tespit ettik. Türkü repertuarlarımızda yer alan onlarca güzellemenin incelenmesinde karşımıza şöyle bir “robot resim” çıkıyor: Bir defa türkülerimizin güzeli, servi boyludur, suna boyludur ki salınır… Saçları sırmadır, yanakları elma gibi, kırmızı, kan damlar yanaklardan. Kiraz dudaklıdır aşığın sevdiği güzel. Dişleri inci gibi beyaz, gözleri eladır, sürmelidir, ahu ceylan bakışlıdır. Kalemle çizilmişçesine hilal kara kaşı vardır güzelimizin. Kirpikler derseniz, birer ok, yürekleri deler geçer. Yüzünde sıra benler nokta noktadır, beli ise inceciktir. Türkülerimizin güzelinin göğüsleri çoğu zaman iridir. Yoksa “dam üstünde un eler, tombul tombul memeler”, “çek deveci develerin yokuşa, ağ memeler birbiriyle tokuşa” diye türküler üretilmezdi…

Uykudan uyanmış gözleri bir hoş
Dedim sarhoş musan söyledi yoh yoh
Ağ elleri boğum boğum gınalı
Dedim yâr bayram mı söyledi yoh yo

Dedim kalem nedir dedi kaşımdır
Dedim inci nedir dedi dişimdir
Dedim onbeş nedir dedi yaşımdır
Dedim artık var mı söyledi yoh yoh

Dedim Erzurum nen dedi ilimdir
Dedim gider misen dedi yolumdur
Dedim Emrah nendir dedi kulumdur
Dedim satar mısan söyledi yoh yoh

Sabahın seherinde ötüyor kuşlar
Balınan yoğrulmuş o sırma saçlar
Kudretten çekilmiş karadır kaşlar
İşte bu gönlümün cananı geldi

Seher vakti keklik çıkar kabana
Sallandıkça püskül değer tabana
Korkarım sevdiğim vara yabana
İşte bu gönlümün cananı geldi

Yârim yine şekerlendin ballandın
Alınan yeşili giydin sallandın
Kırılsın kolların ne tez çullandın
Aç gözlerini aç cananın geldi

Halk türkülerimizi ortaya koyanların hemen hepsi aşık kişilerdir. Ve bu aşıklar hep bir güzele tutkundurlar. Ya da gelenek onu ille de bir güzele tutkun görmek ister.

Aslında aşıklar yaşayan bir güzele aşık değillerdir. Onların aşık oldukları bir idealdir bir bakıma. Ya da çevresindeki bir güzelin, gerçeklerden uzaklaştırılıp; yeni çizgilerle, daha güzel renkler ve huylarla bezendirilmiş hayalidir. Ancak bu hayalin bütün öğeleri abartılı ve olağanüstü mükemmeldir. Bu yüzden halk şiirimizde, türkülerimizde güzel, biraz önce tipini çizdiğimiz kalıplar içinde anlatılır. Ama ozan bu… Duygularını dışa vurması elbette ki sıradan insanlardan daha değişik, daha çarpıcı olacak, onun anlatımı elbette ki bir sanat unsuru taşıyacak. Onun duyguları hiçbir zaman sınır tanımaz…

Aşıklık kurumunun bence son halkası olan Aşık Veysel gibi, gönül gözüyle görenlerin güzellik kavramı, hiç kuşku yok ki müthiş bir felsefe taşır içinde. Onlara göre güzel; göze hoş gelen, fiziksel ve maddesel bir şey değildir. O bir yüce ruhtur ki, zaman geçse de asla bozulmayan, solmayan, hem göze hem gönle yakın olan, ruhları okşayan bir yaklaşımdır. O asıldır, o asildir…

Güzelliğin on para etmez / Bu bendeki aşk olmasa / Eğlenecek yer bulaman / Gönlümdeki köşk olmasa… Kim okurdu kim yazardı / Bu düğümü kim çözerdi / Koyun kurt ile gezerdi / Fikir başka başk’olmasa…  Güzel yüzün görülmezdi / Bu aşk bende dirilmezdi / Güle kıymet verilmezdi / Aşık ve maşuk olmasa… Senden aldım bu feryadı / Bu imiş dünyanın tadı / Anılmazdı Veysel adı / O sana aşık olmasa…

  

Güzele bak güzele
Gelir bizden söz ala
Benim bir esmerim var
Değişmem yüz güzele

Bahça barımdan oldum
Hayva narımdan oldum
Gece uykusu bilmem
Gündüz kârımdan oldum

Bahçada barım sana
Hayvayım narım sana
Gam çekme nazlı güzel
Ölüncek yârim sana

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Abdullah Gündüz
Evine şivan düşe…
Ağla Gözlerim…

Yanıt Ver

*