Çocuk… Bir halk bilmecesinde yer aldığı gibi “Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz” bir sevgili varlık… Evlerin neşesi, sesi, soluğu çocuk… Yüreklerdeki düğüm düğüm sevgi… İster kara, ister beyaz; teni, dili ne olursa olsun, mutlak sevilen, sevilebilen tek insanoğlu… Çocuk, çocuklarımız, yeryüzünün melekleri çocuklarımız…

Çocuk her evde özlenen bir ses… Bir ölçüde yaşamanın vesilesi… En temiz sevginin, en duygulu tutkunun simgesi olan çocuğa sahip olmak ise, apayrı bir mutluluk. Ne yazık ki kader, bu mutluluğu herkese bağışlamıyor. Ve çocuk sevgisiyle yanan, kavrulan yürekler, göklere avuç açıyor, siyim siyim gözyaşları arasında çocuk sevgisini, kadere sitemleriyle birlikte türkülere döküyor.

Türkülerimizde bir başka duygu daha vardır çocuğa ilişkin. Bu, onun ölümü neticesinde yaşanan farklı bir acının ifadesidir. Sevincinden çok acısını dışa vurmaya eğilimli Türk halkında, ölünün ardından ağıt yakma geleneği yaygındır. Hatta kimi yerde bu amaçla meslekten ağıtçılar tutulduğu bile bilinmektedir. Ancak, çocuğunu yitiren ananın acısı, kendi yürek közünden alevlenmekte ve kendi öz anlatımıyla dile getirilmektedir. Hani bir söz vardır; “ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” der. İşte ölen çocuğun ardından gerçek ağıtlar hep öz be öz anaların dilinden, gönlünden, yüreğinden yakılmıştır. Tıpkı “Çamlıbel’den çıktım yayan” türküsünde olduğu gibi…

Çamlıbel’den çıktım yayan
Gardaş atlı bacı yayan
Di gel bu dertlere dayan
Nenni nenni bebek oy

Bebeğin beşiği çamdan
Yuvarlandı düştü damdan
Bey babası gelir Şam’dan
Nenni nenni bebek oy

Bebeğin beşiği bakır
Yerinden kalkmıyor ağır
Ben sallarım takır takır
Nenni nenni bebek oy

Ak taş diye belediğim
Tülbendime doladığım
Tanrıdan dilek dilediğim
Mevlam şu taşa bir can ver

Tarlalarda olur yaba
Savururlar gaba gaba
Merzifon’da Piri Baba
Mevlam şu taşa bir can ver

Yoldan geçen yolcu gardaş
Ben kimlere olam sırdaş
Kırşehir’de Hacı Bektaş
Mevlam şu taşa bir can ver

Bebeksiz oldum divane
Hep ağlarım yane yane
Konya’da ulu Mevlane
Mevlam şu taşa bir can ver

Yüksekte şahin yuvası
Alçakta Avşar ovası
Gelsin yavrumun babası

Emzireyim nenni nenni

Bebek uyandı bakıyor
Sevinci içim yakıyor
Gözlerimden yaş akıyor
Emzireyim nenni nenni
******************************

Elma attım yuvarlandı
Gitti beşiğe dayandı
Bebek beşikden uyandı

Sana bebek diyemedim
Kalkıp emzik veremedim
nenni oğul oğul
nenni yavru yavru
nenni balım uy

Deve gelir katar gider
Çamurlara batar gider
Bu da nasıl anayımış
Yavrusunu atar gider

Sana bebek diyemedim
Kalkıp emzik veremedim
nenni oğul oğul
nenni yavru yavru
nenni balım uy

Devemi deveye katdım
Yuları boynuma atdım
Yurt yerine varanacak
Kaynanamdan hicap etdim

Sana bebek diyemedim
Kalkıp emzik veremedim
nenni oğul oğul
nenni yavru yavru
nenni balım uy

İnsanlığın geleceği, barışın, kardeşliğin timsali olarak bilinen çocuklarımız, daha küçük yaştan; kendisiyle barışık, çevresiyle barışık, dünya ile barışık yetiştirilmeli. Aslında çocuklarımızın özünde hangi ırktan olursa olsun bu duygu var. Ama onlara yön veren kuşkusuz büyükleri… Bu bakımdan büyüklere büyük iş düşüyor. Çünkü bugün birbirleriyle barış içinde yaşayan çocuklar, geleceğin güzel dünyasına bugünden köprü kuracaklardır.

Anadolu insanının çocukla ilgili çok güzel adetleri var. Mesela, doğan çocuğun adına fidan dikme… Bu adette, ağacın büyümesi ve gelişmesiyle çocuğun büyüyüp gelişmesi arasında simgesel bir paralellik kuruluyor. Gelenek “çocuk servi gibi boylu boslu olsun, ömrü uzun olsun, ağaç gibi meyve versin, rızkı bol olsun, uğurlu kademli olsun” anlamını yanında taşıyor. Öte yandan hem doğaya katkı, hem de aileye maddi açıdan destek sağlanması gerçeği de bu gelenekle birlikte yaşıyor.

Atem tutem men seni
Şekere gatem men seni
Akşem baben gelende (oy)
Öğüne atem men seni

Hop hopun olsun oğlum
Gül topun olsun oğlum
Sırali gavak dibinde (oy)
Toyluğun olsun oğlum

Ev süpüre toz ede
Hamama gide naz ede
El ayağı kir içinde
Yıkamam diye naz ede

Folklorumuzda yer alan çocukla ilgili inanmalara şöyle bir göz atarsak: Mesela çocuğun yaşamasını pekiştiren bazı isimler var Anadolu’da. Bu isimleri alan çocuklar yaşarlar: Allahverdi, Armağan, Baki, Bektaş, Duran, Durak, Dursun, Durdu, Durmuş, Hayat, Hediye, Kaya, Köksal, Maşallah, Murat, Ömür, Satı, Satılmış, Tanrıverdi, Temel, Umut, Yadigar, Yaşar ve daha birçok…

Anadolu’da, belirli ay, mevsim ya da günlerde doğan çocuklara da bazı özel isimler konur. İşte birkaç örnek: Arif, Aynur, Bahar, Bayram, Cumali, Cumhur, Gülbahar, Hızır, Hilal, İlkay, Kadir, Kadriye, Kasım, Kurtuluş, Kurban, Mevlüt, Ramazan, Recep, Şaban, Sefer, Zafer, Seher, Nevruz vesaire…

Çocuğun zihinsel ve ruhsal özelliklerini, mizacını etkileyeceğine yorulan bir takım belirtiler de var halk arasında. Mesela çok şeker, çok et, çok pekmez, çok yumurta yiyen çocuklar, nisan ve mayıs ayında doğanlar, solak olanlar; akıllı, geniş alınlı, yaramaz ve hareketliler zeki, kalın kaşlılar çalışkan, kadir gecesi, cuma gecesi, bayramda ya da üç aylarda doğanlar hayırlı uğurlu sayılırlar. Eğer çocuk yazın ya da güzün doğmuşsa iyi huylu, eli, kafası büyük, seyrek dişli olursa, ilkbaharda doğarsa şansının bol, kısmetinin açık olduğuna yorulur. Elini sürekli açık tutarsa da cömert sayılır.

Silifke’nin yoğurdu
Seni kimler doğurdu
Seni doğuran ana
Balınan mı yoğurdu

Beşiği çamdan
Yuvarlandı damdan
Anası pilav pişirir
Oğlu durmaz aşırır

Kale kaleye bakar
Kaleden toplar atar
Delikanlı dururken
İhtiyara kim bakar

Beşiği çamdan
Yuvarlandı damdan
Keşke sevmez olaydım
Usandırdı bu candan
Bağa girdim üzüme
Çubuk battı gözüme
Çubuk seni keserim
Yâr göründü gözüme
Beşiği çamdan
Yuvarlandı damdan
Anası pilav pişirir
Oğlu durmaz aşırır

Çocuk deyip de geçmemek lazım. Onda öyle bir büyü, öyle bir cazibe vardır ki, insanın tüm ömrünü alır götürür. Başka şeye bakamaz, düşünemez olursunuz. Çocuk insanları tüm kötülüklerden korur adeta. Bakın bir atasözü ne diyor: Çocuk olan yerde başkası çekiştirilmez… İşte çocuğun kudreti…

Böylesi yüce bir varlık için söylenmiş ne kadar sevgi ve okşama sözcükleri sıralansa yetmez. Ama halk arasında en yaygın olanlarından bazılarını sıralayalım: Ağzımızın tadı, anasının kuzusu, aslanım, balım, bağım bahçem, bir tanem, boyuna kurban olduğum, canımın içi, ciğer parem, dikili ağacım, çakırım, evimin ışığı, gadasını aldığım, gözüm, hanım kızım, has oğlum, kadın kızım, kekliğim, kadife yanaklım, keleşim, kınalı kuzum, koçum, kölesi olduğum, kömür gözlüm, kuş üzümüm, malım mülküm, nar tanem nur tanem, oğul balım, ömrüm, şekerparem, paşam, tadım, tuzum, tombişim, tosunum, varım yoğum, uğruna kurban olduğum, yavrum, çocuğum…

Sürüverin cezveler kaynasın
Rabiye’min kolları oynasın
Yarın da çarşıya varayım
Rabiye’me bir hotoz alayım

Kopil de giriyor yaşına
Kalpak istiyor başına
Yarın da çarşıya varayım
Kopile bir kalpak alayım

kopil : çocuk
hotoz : kadınların süs için saçlarının üstüne taktıkları, çeşitli renk ve biçimde yapılmış küçük başlık

**********************************

Bedavradan evciğezin (nenni)
Kadifeden doncuvazın (nenni)
Tarhanadan emcüğezin (nenni)
Nennide benim yavruma (nenni)

Haydi gidek bahçalara (nenni)
Zerdali goyam bahçalara (nenni)
Okutturam hocalara (nenni)
Nennide benim yavruma (nenni)

Bebek beni deli etti (nenni)
Yaktı beni kül etti (nenni)
Her gapılara gul etti (nenni)
Nennide benim yavruma (nenni)

bedavra : damda üzerine kiremit döşenen veya kiremit yerine örtülen ince tahta

emcüğez : yapma meme, emzik

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Kulağına küpe olsun…
Ben güzele güzel demem…
Türkü Antropolojisi
1 Yorum
  • Hülya Erdoğan
    8 Nisan 2018 at 06:43

    Değerli bir gözlem..
    Teşekkürler Abdullah Gündüz..

Yanıt Ver

*