İnsancıl, barışsever, eşitlikçi ve toplumcu bir düşünceyi savunan; yalanı, dolanı, sömürüyü, üçkağıtçılığı, namussuzluğu, adaletsizliği, erdemsizliği, hoşgörüsüzlüğü, bağnazlığı, şekilciliği reddeden bir halk ozanı Âşık Mahzuni Şerif.


Allah’ın “eşref-i mahlukat”, yani yaratılmışların en şereflisi olarak nitelendirdiği insanoğlunun, nefsine teslim olarak neslini bozduğu ve neredeyse yaşanmaz hale getirdiği bir dünyada o, insanın kendini yok edişine ve sistem denilen melanete cesurca başkaldıran Halk ozanlarından biri.

Bütün inancını ve yaşamını insanı yüceltmeye adamış biri olarak Mahzuni, modern çağın bu yöndeki en büyük halk ozanlarından biridir demek de yanlış olmaz.

‘Aşık Mahzuni Şerif, şiirlerinde yobaza karşı koyar, insanı sömürenleri lanetler, insanlar arasında ayrım yapanlara yuh çeker, olumsuzlukları en açık haliyle eleştirir, insanları öldürenleri kınar, savaşlara karşı çıkar, dünya halklarının barışını savunur. 

“Pir Sultanlar gibi darağacını bilmem boylasam mı, boylamasam mı” derken, yazdıklarının ve söylediklerinin bedelini de göze aldığını görürüz.

Malum hissetmek duygu ve merhamet, hissettiğini söyleyebilmekse cesaret işidir.

O yaşadığı dünyanın gerçeklerinin farkında olan, dertleri dert edinen; akla ve vicdana sığdıramadığı her türlü düşünce ve eyleme karşı da tavır geliştirip en ağırından eleştirebilen, bunun için ne bedel ödemek gerekiyorsa, göze alabilen halk kültürümüzün cesur ozanlarından biri.

Hayat hikâyesi bunun sancıları ile dolu hep.

Asıl adı Şerif Cırık olan Âşık Mahzuni Şerif, 1939 yılının 17 Kasım’ında, daha evvelce Elbistan’a sonra da Afşin’e bağlanan, şimdiki adıyla Tarlacak,  o zamanki adıyla Berçenek köyünde dünyaya gelir. O yıllarda Berçenek dâhil, ilçenin 44 köyünde okul yoktur. Amansız kış koşullarında, da en yakın okul iki saatlik mesafededir ve bu nedenle okula gidemez büyük ozan. Çiftçilikle uğraşan ve Bektaşi kültüründen gelen biri olmasına rağmen, Babası Zeynel Bey, Elbistan ilçesinin Alem Bey köyünde Kuran kursuna gönderir Mahzuni’yi. 1949 yılında Mahzuni, Kuran, makam ve Arapça’yı öğrenir. 1950’li yıllarda, yine katıldığı Cem’lerin de etkisiyle şiirler yazmaya başlar Mahzuni. 1950 yılından sonra Berçenek köyüne okul açılır ve 1956 yılında ilkokulu kendi köyünde bitirir. Yine Bu dönemlerde Amcası Aşık Fezali (Pehlül Baba) den de bağlama çalmayı öğrenmeye başlamıştır. Aynı yıl Mersin de 3.Astsubay Hazırlama Okulu’na giriş yapan Mahzuni Şerif, burada okuduğu yıllarda Ruşen Kod adı ile şiirler yazmaya devam eder. Daha çocuk yaşta babasının ve akrabalarının ısrarları sonucu, dayısının kızı Emine ile nişanlanır. Henüz 17 yaşında iken imam nikâhıyla Emine Hanım ile evlenecek ve Züleyha adında bir kızları olacaktır. Ancak mutluluğu bulamayan Mahzuni, Astsubay Hazırlama Okulu’nda iken bir mektup yazarak bu evliliği sonlandıracaktır.

Âşık Mahzuni Şerif, 1959 yılına gelindiğinde Astsubay Hazırlama Okulu’ndan üstün başarı ile mezun olur ve Kuleli Askeri Lisesi’ne girebilecek bir başarı göstermişken, Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu’na girer. 1961 yılında Astsubay Hazırlama Okulu’nda iken, Ruşen kod adıyla yazdığı şiirler de bu dönemde çıkar ortaya. Şiirlerin Askere ve devlete değil, düzene ve sisteme yazıldığını anlatamaz Mahzuni ve askeriye ile ilişiği kesilir.

Yıllar sonra şöyle özetler bu durumu Büyük Ozan: “Takdir edersiniz ki; bir gönül adamı, bir tarikat yönlüsü, bir felsefe dervişi, asker olamazdı. Benim için de bu adam asker olamaz denildi ve atıldım. Atılırken bile ben büyük bir onurla, bir başka asker olacağımı biliyordum. Silah yerine saz, disiplin yerine çiçek kucaklayacağımı biliyordum.”

Yine 1961 yılı içinde İtalyan asıllı Sovina (Mahzuni kendisine Suna ismini koymuştur) ile tanışır ve evlenmeye karar verir Mahzuni. Ancak Sovina(suna) henüz 14 yaşındadır ve evlenecek yaşta değildir. Bunun üzerine Mahzuni, Sovina’yı kaçırır ve köye götürür. Sovina’nın ailesi Mahzuni’den şikâyetçi olur. Askerlik çağı da gelen Mahzuni, bir taraftan asker kaçağı olarak, diğer taraftan Sovina’yı kaçırmakla suçlanır. Buna rağmen Sovina(suna) ile evlenir ve Ferhat, Şirin ve Emrah isminde üç çocukları olur. Ancak, Sovina(suna) askerlik görevi devam ederken terk eder Mahzuni’yi.

Artık yılların birikimi, o yıllarda Mahzuni’nin bedeninde demlenmeye başlamıştır. Halkın hakkını arayan düşünceler, sistemi eleştiren sözler dökülmeye başlar Mahzuni’nin yüreğinden. Ordudan ayrıldıktan sonra toplumsal, siyasi konuları ele alan; geleneksel halk şiirini devam ettiren ve diğer yanda protest şiirlerle halkın sorunlarını dile getiren; halk ozanlığı dönemi başlar. Halk da Mahzuni’ye sahip çıkar ve konserleri miting havasında geçer. Bu sahiplenme ona Halk Ozanı unvanını kazandırır. Bu süreci Ozan Mahzuni şöyle özetler: “Ezilen kimse, ben onun Mahzuni’si olmak istiyordum; bu da yalnız Aleviler değildi. Laz da eziliyor, Kürt de eziliyor, Türk de eziliyor. İran’lısı da Irak’lısı da, her ulusta her ezilenin yanında, herkesin Mahzuni’si olmayı istedim ben. İşte buna halk denir. İşte Halk Ozanı Mahzuni’sini 1961 senesinde bu cihetle aldım.”1964 yılında ilk albümünü çıkarır ve müzik piyasasına fiilen girer Mahzuni. Bir daha dönmemek üzere Berçenek’ten ayrılır ve “İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım” eserini bu gidişine yakar.

İşte gidiyorum çeşm-i siyahım

Önümüze dağlar sıralansa da

Sermayem derdimdir servetim ahım

Karardıkça bahtım karalansa da

Hayli dolaşayım yüce dağlarda

Dost beni bıraktı ah İle zarda

Ötmek İstiyorum viran bağlarda

Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline

Sen beni bıraktın elin diline

Güldün Mahzuni’nin berbat haline

Mervanın elinde parelense de 

Mahzuni yıllar yılı, Halk ozanlarının sürekli ezilmişlik ve yoksulluk içinde yaşamalarına da içerlemiştir. Bir âşıklar derneği kurmak gerektiğine inanır ve gereğini de yapar. Âşıklar Derneği’ni kurar ve dostum dediği Fikret Otyam ve Gazeteciler Sendikası’nın desteğiyle konserler verir. Artık herkes tarafından tanınır bilinir ve eserleri hep bir ağızdan söylenir hale gelir.1971 yılına gelindiğinde Mahzuni, şiirlerinde Fadime olarak kaleme alacağı, Fatma Özdemir ile evlenir. Bu evliliğinden Derya, Ali, Seyda ve Yetiş isminde dört çocukları olur. Aynı yıl askeri darbe sonucu Süleyman Demirel hükümeti devrilmiş, Nihat Erim başkanlığında bir hükümet kurulmuştur. Hükümetin sol kesime uyguladığı ağır baskılara isyan eden Mahzuni Şerif ‘Erim erim eriyesin/Sürüm sürüm sürünesin’ eseri ile duygularını açıkça dile getirir ve doğal olarak Adliye koridorları Mahzuni’yi ağırlamaya başlar. “Erim erim eriyesin” adlı eserinden yargılanırken, mahkeme başkanı plağın çalınmasını ister ve plak pikap’a yerleştirilir. Kendisini türküye kaptıran Hâkim’in, elindeki kalemle türküye tempo tutması Mahzuni’yi güldürür ister istemez. Hâkim ve Savcı Mahzuni’nin gülüşünü, mahkemeyle alay etmek olarak değerlendirir. Ancak, Nihat Erim’in ifadesi yetişir Mahzuni’nin imdadına. “Bir halk ozanı başbakanı sevmek mecburiyetinde değildir” diyen Erim, şikâyetçi olmaz. Ancak yine de bu davadan Mahzuni Şerif 10,5 ay ceza alır.

Köşkün sarayın yıkılsın

Erim erim eriyesin

Umudun suya dökülsün

Erim erim eriyesin

Çölden çöle sürünesin

Musa isen Turi Sinan

Hakktan gelmiş idi İnan

Yesin seni yılan çayan

Erim erim eriyesin

Sürüm sürüm sürünesin

Sivri dili ve cüretkar dizeleriyle, adından sıkça söz ettirmeye başlayan Âşık Mahzuni, ünlü ozan Âşık Veysel için bile, çağın Pir Sultan’ı olmuştur.1972 yılında sazını eline alıp Sivrialan’a giden Mahzuni’nin geldiğini haber verirler Veysel’e… Mahzuni odaya girdiğinde, etraftakilerin şaşkın bakışları arasında Koca Veysel ayağa kalkar. O güne kadar Veysel Baba’nın kimseyi ayakta karşıladığını görmediklerinden merakla sorarlar bu durumu. Âşık Veysel, açık ve net cevaplar “Susun! Gelen Pir Sultan olsa gerektir.”

O gördüğünü, hissettiğini söylemekten geri durmaz, yargı da onu kovalamaktan yorulmaz. Bir yıl sonra Ankara’da, Sıkıyönetim Mahkemesi’nce halkı suça teşvik etmekten yargılanır mesela.

1974 yılına gelindiğinde yurt dışı konser dönüşü, THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) örgüt militanının, ‘Mahzuni seni istiyor’ yalanını söyleyerek kaçırdığı, Türküola plak şirketi sahibinin şikayeti üzerine tutuklanır. Yapılan yargılamada Mahzuni 15 ay hapis cezasına çarptırılır. 70’li yılların ortasından itibaren 8 yıl süre ile sahnelere çıkışı, yurtdışına gitmesi yasaklanır. Geçimini ufak bir dükkânda plak satarak sağlamaya çalışır. Bu baskıdan kurtulmak için siyasete bile girmeyi düşünür Mahzuni, ancak Ozanlık kimliği daha ağır basar ve girmez siyasete. Her konserinden sonra artık rutin hale gelmiştir tutuklanması. Bir bekçi bile, konser sonrası Mahzuni’yi kelepçe takarak götürür duruma gelmiştir artık. Bir konserinde, daha evvelce ceza aldığı “Erim Erim Eriyesin” adlı eserini ister halk. Mahzuni “yapmayın dostlar beni tevkif ederler” der kalabalığa. Ancak ozandır o. Halkın adamıdır; orta yolu bulur, söylemez eseri. Sadece sazıyla çalar… yine tutuklanır.

1981-82 yıllarında, yasaklı olduğu için gizli bir şekilde stüdyolarda plak doldurur. Fakat bu plaklar 1986 yılına kadar piyasaya sürülmez, saklanır. 1986 yılında üzerindeki yasaklar kalkar. Böylece gizli gizli doldurmuş olduğu plaklar piyasaya sürülür.

1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından Dünya’nın en büyük 3 ozanı arasında gösterilir.

Deyişleri birçok yabancı ülkede, değişik dillerde okunmuştur büyük Ozan’ın. Tüm türkülerinin yer aldığı 8 kitabı mevcuttur. Bektaşi Kültürü’nün ve Anadolu ezgilerinin dünyaya tanıtılmasında da önemli bir rol üstlenmiştir.

2001 yılının başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital hastanesinde yoğun bakım altına alınır. Aynı yılın Mayıs ayında bir kez daha kendisini yoklayan rahatsızlığı atlatmayı da başarır. 

2002 yılı, Mayıs ayının 17’si Mahzuni severler için kara bir gündür. Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan büyük ozan, 62 yaşında Almanya’nın Köln Şehrinde hayata gözlerini yumar. 

Hayatı çilelerle dolu Âşık Mahzuni Şerif, ardında yüzlerce ölümsüz eser ve birde vasiyet bırakarak, Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi’nin yakınındaki Çilehane yanında toprağa verilir. 17 Mayıs 2018 Âşık Mahzuni Şerif’in 16’ıncı ölüm yıldönümüdür. Büyük Ozanımızı saygı ve özlemle anıyoruz.

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Hüseyin Turan
ayın konuğu resul dindar
2 nci sayıda Ayın konuğu Resul Dindar
Binali Selman
BİNALİ SELMAN

Yanıt Ver

*