Kıvırcık Ali namlı güzel bir adam… Karanlık aydınlığa kavuşamadan, çekip gitti bu dünyadan… Kelebek ömürlü bir insan… Yıllar yılı vurdu saza, tel tükendi o tükendi…

Tam sekiz yıl önce bir trafik kazasıyla göçüp gitti aramızdan… Karanlığın aydınlığa kavuşmayı beklediği bir andı. Saatler sabahın beş otuzunu gösteriyordu. Ve her şey bir anda oldu. Tıpkı elli sene önce olduğu gibi…

Tokat yöresinde bir halk ozanı henüz kırk ikisindeyken elim bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Geride sekiz çocuk ve hamile bir eş bırakarak… Adı Âşık Ali idi.

Eşi Gülbahar, kaybettiği kocası Âşık Ali’nin kırk yemeğinde sancılandı. Aynı gün dokuzuncu çocuğunu kucağına aldığında, takvimler 11 Ekim 1968 Cuma gününü gösteriyordu.

Âşık Ali’nin babası, torununun doğumuyla birlikte, sanki kaybettiği oğlunu yeniden bulduğunu hissetti. Yeni doğan torununa oğlunun adını verdi; Ali…

Dokuz yetimin en küçüğü Ali… Diğer kardeşlerinden tek farkı, o babasını hiç göremedi; babası onu hiç koklayıp bağrına basamadı.

Bu nedenle midir Yaradan bilir; hüzünle başlayan hayatı kelebek ömürlü olmuştur Ali Özütemiz, nam-ı diğer Kıvırcık Ali’nin…

Babasını hiç görmese de bir halk Âşığının genlerini taşımaktadır. Koyun güderken, köy işlerinde çalışırken, tarladaki ırgata yemek götürürken hep türküler vardır dilinde.

Annesi Gülbahar Hanım, Ali’nin her boşluk bulduğunda evlerinin yakınındaki bir kayalığa çıkıp türküler okumasından ve okurken dalıp gitmesinden anlar ki; artık zamanı gelmiştir. Gözü gibi koruduğu eşinden yadigâr bağlamayı verir Güccüğüne (Anadolu’da küçük anlamında deyimdir).

O yılları, sanatçı Ali Haydar Timisi ile yaptığı bir televizyon röportajında şöyle özetler Kıvırcık Ali:

“1968’de Tokat’ın Turhal ilçesinin Erenli Köyünde doğdum. Babamı hiç görmedim, ben doğmadan 37 gün önce bir kazada vefat etmiş. Dokuz kardeş yetim büyüdük. Ben en küçükleriyim, yani annemin de dediği gibi ailenin en güccüğü. İlkokuldan sonra maddi imkansızlıklar ve yetersiz koşullardan dolayı okul hayatıma son vermek zorunda kaldım. İşte böyle başlayan öyküm, büyük abim Sadık’ın da desteği ile 1983’te beni İstanbul’a kadar getirdi.”

Babasından ona yadigâr olarak kalan bağlamayı henüz çalmaya fırsat bulamadan, bir hafta sonra kaza sonucu kırılır baba yadigarı.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Sabahat Akkiraz ve dostları
Çanakkale Geçilmez..
sevcan orhan
dergi satis noktalari

Yanıt Ver

*