Abdullah Gündüz Haber

Kara Gözler…

Ela gözlerini sevdiğim dilber
Cihana saldırdı gözlerin beni
Bu dertten bu sinem çürüyüp gider
Hasrete yandırdı gözlerin beni


Ben sana hayranım çekerim sevda
Sular gibi aksam çay olsam ya da
Gel sevdiğim senle edelim veda
Hasrete yandırdı gözlerin beni

Gözün insan hayatındaki önemini bilmem uzun uzun anlatmaya gerek var mı? Bu kadar önemli bir organla ilgili zengin bir folklorun oluşacağı da son derece doğal…

Bence göz, hayatın alternatifi… Kısaca göz, hayattır bir bakıma. Çünkü göz, çevre ile olan ilişkilerimizi ayarlamada önemli bir rol oynuyor. Öte yandan öğrendiklerimizin büyük bir kısmını göz yoluyla elde ediyoruz. Yapılan araştırmalar öğrendiklerimizin %90’ını gözümüzle, %8’ini kulağımızla ve %2’sini de diğer duyu organlarımızla elde ettiğimizi söylüyor, yazıyor. Ve tabii ki yılların yaşam imbiğinden geçerek son derece yerinde tespitler yapan bir atasözü de bu bilimsel verileri doğruluyor: Çok okuyan değil, çok gezen bilir… Gezen görür velhasıl…

İşte böylesine önem arz eden göz, folklorumuzda da değerini buluyor ve her fırsatta ona olan minnettarlığımız dile getirilircesine türkülerimize konu oluyor. 

Türkülerimiz arasında baştan sona göz temasını terennüm edenine pek rastlamıyoruz. Ya bir güzeli tasvir ederken gözden yararlanıyor türküler ya da sevdiği birinin değerini belirlerken gözün değeriyle eşleştiriyor aşık…

Kurbanam han gözüve
Mene bahan gözüve
Çok sürmeler çekipsen
Evim yıhan gözüve

Bu dağda dolanıpsan
Derduv mene demisen
Etrafuv dolu gülden
Bir gül mene vermisen

Giyip beyaz mayılı
Seni gören bayılı
Yüzuvda göz izi var
Hepsi bir bir sayılı

Bu senuv hindi zilfuv
Çignive bindi zilfuv
Yuvarla koy koynuna
Kan eder indi zilfuv

Bu senuv lüle zilfuv
Benziri güle zilfuv
Yanağıvun üstünde
Benziri güle zilfuv

hindi : siyah

Siyah perçemlerin gonca yüzlerin
Garip bülbül gibi zar eyler beni
Hilal ebruların ahu gözlerin
Tiğ-ı sevda ile yaralar beni

Sevdayı aşkınla ah-ü zâr oldum
Kalmadı tahammül bikarar oldum
Cemalin göreli sevdakâr oldum
Korkarım ki bu dert paralar beni

Elif kametine hayran olduğum
Gece gündüz hayaline döndüğüm
Hep senin içindir boyun eğdiğim
Yoksa zapdedemez buralar beni

Göz, duygu dünyamızda en çok kullanılan ve tespit edilen bir organ… Zevklerimiz, ihtiraslarımız, dostluğumuz, cimriliklerimiz, güzel ve çirkin karşısındaki davranışlarımız; kısaca tüm duyuş ve düşüncelerimiz çok daha hilesiz olarak göz ve onun çevresindeki mimiklerimizle hemen kendisini ele verir. Göz anlamın ta kendisidir ve asla yalan söylemez, söyleyemez… Şöyle bir söz vardır: “Hakikatte erenlerin yanında kalbini, alimler meclisinde sözünü, devlet adamları yanında gözünü sakla.” Gözler yalan söylemez, hilekar insan gözünden belli olur…

Folklorumuzda gözle ilgili bazı inanmalardan söz etmek istiyorum yeri gelmişken. Derler ki:

Siyah gözlüler itaatli, kızıl gözlüler cesur olurlar. Gök gözlü olanlar zeki, ela gözlüler terbiyeli olurlar.

Yeşil gözlüler etkili ve insafsızdırlar. Küçük gözlü hafif, büyük gözlü zarif olur. Gözü çukurda olanlar kibirli olurlar. Baygın göz, kalp hırsızlığına ve gönül avcılığına işarettir.

Gözü yumru olanlar kıskançtırlar. Mavi gözlülerin baktığı her şeyde gözleri kalır ve bu nedenle onlar nazar ederler.

Folklorumuzda kuşkusuz bu kem bakışlar için, kötü bakan, nazar değen gözler için çeşitli pratikler geliştirilmiş. Başta nazar boncukları, nazara iyi geldiği söylenen nal, iğde, muska, üzerlik, tütsü, kurşun gibi geleneklerin yanında bir takım tekerlemelere de sığınılmış: “Elemtere fiş, kem gözlere şiş…” “Üzerlik çatlasın, nazar eden patlasın” gibi…

Türkülerimizde duygularımız anlatılırken gözden çokça yararlanmışız. Hemen her duygumuzu, göz ve görmeyi; teşbih, kinaye tarzında kullanarak anlatmışız. Öyle ki dileklerimizi, beddualarımızı, argolarımızı aynı kurallar içinde belirttiğimiz olmuş: “Beyim gözün aydın olsun / Bugün ömrüm tazelendi / Busesi nazlı yüzünden / Gül dudaklar mezelendi”  derken dileklere vesile olan göz; “Gidiyorum işte gör / Hayalde gör düşte gör / Kıymetimi bilmedin / Bir kötüye düş de gör” diyen bir bedduaya da aracı oluyor.

Sonra kıskançlıklarımızı dile getirmişiz manilerimizde ve içinde yine gözü kullanarak… “A benim bahtıyarım / Gönlümün tahtı yârim / Gözünde göz izi var / Sana kim baktı yarim” dörtlüğünde olduğu gibi. Folklorumuzun temel taşlarından olan atasözlerimiz de çoğu kez gözü işlemiş ince ince: 

Arsızın gözü yaşlı olur.
Bir göz ağlarken, diğer göz gülmez.
Fettan insanın sözünden ziyade gözüne bakmalı.
Kör gözünden yaş, dilenci evinden aş çıkmaz.
Ağanın gözü ata tımardır.
Aşık; alemi kör, etrafı duvar sanır.

Gözleri var karadan
Haktır bizi yaradan
Bir gün seni görenler
Başın almaz beladan

Gözleri fettan güzel
Gözleri fettan güzel
Derde dert katan güzel
Elinden nere gidim

Bize şer satan güzel
Gözleri biçim biçim
Nedir bilmenem suçum
Genç ömrüm telef ettim

Bir ela gözlü için
Gözleri fettan güzel
Dağlarda menevşesi
Elinde mey şişesi
Sensiz N’icolur halım
Sensin gönlüm neşvesi
Gözleri fettan güzel

Güzellik unsurları arasında başköşeyi alan göz, aslında öyle tek başına anılmaz. Kaş ve kirpik unsurlarıyla birlikte zikredilir hep. Göz-kaş-kirpik bir bütündür. Ve türkülerimizde hemen hemen sevgili tipinin tam bir benzeridir. Yani göz, eşittir, sevgilidir. Dolayısıyla göz; zalimdir, insafsızdır, kan dökücüdür, kayıtsızdır, güler eğlenir, naz eder, halden anlamaz, görevi görmek olduğu halde bir türlü görmesi gerekeni görmez, görmezlikten gelir, her türlü kötü ve uygunsuz iş ondan doğar.

Bütün bu durum ve özellikleriyle göz, sevgilinin en güzel taraflarından biridir. Ve aşığı en çok da o etkiler. Aşık da daima sevgilinin gözlerini arar, onun bakış şeklinden olumlu ya da olumsuz anlamlar çıkarır. Mesela bir “gamze” vardır…  Bu çok önemlidir ve sevgiliye has bir harekettir. Manalı bir yan bakış… Çok değişik yorumlara yol açabilen, bazen bir işaret, göz kırpma, göz süzme, sitemli bir bakış şeklinde anlamlandırılan bir harekettir gamze. Ve göz-kaş-kirpik üçlüsünün ortaya koyduğu bir mimik bütünüdür.

Gamzenin hedefi hep sinedir, candır, gönüldür, ciğerdir ve yürektir. Güzelleme ustası Karacaoğlan gamzeyi şiirine şöyle oturtuyor: “Elif kaşlarını çatar / Gamzesi sineme batar…”

Türkülerimiz ve halk şiirimiz içinde gamzenin bütünleyicisi olan  kirpik de ok görevini üstleniyor: “Kirpiklerini ok eyle / Vur sineme öldür beni…” ya da “Kirpiklerin ok mudur / Kalbime batıyor, Mardin güzeli…” veya “Kirpiğin kaşına değdiği zaman / Bekletme sevdiğim vur beni beni…” gibi…

Görmedim alemde bir benzerin ey güzel
Övmüş de yaratmış yaradanım ta ezel
Böyle boy böyle bos bu ince bel beyaz el

Böyle kaş böyle göz böyle eda böyle naz

Bu işve bu cilve hiç kimsede bulunmaz

Ömrümün baharı güller açar yüzünde

Kaş keman kirpik ok ceylan oynar yüzünde

Canlara can katar ne hikmet vâr sözünde

Böyle kaş böyle göz böyle eda böyle naz

Bu işve bu cilve hiç kimsede bulunmaz  

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Türkü Life web radyo test yayınlarına başladı
Türkü Life web radyo test yayınlarına başladı
Bir avcı avladı beni…
Ben güzele güzel demem…

Yanıt Ver

*