Haber Müzisyenler

İŞİN MUTFAĞINDA BİR MÜZİSYEN UFUK ŞİMŞEK

Müzik sektöründe akademik eğitimlerin alınması ve teknolojik imkanların yeterince kullanılmasına bağlı olarak pek çok müzisyenin de algısı gelişti ve değişti. Artık müzisyenler, eserlerinde fabrikasyon tabir edilen kalıpları kullanmak istemiyor. Gelişen müzik kabiliyeti sayesinde ve almış oldukları eğitimle birlikte, eser içinde hangi enstrümanların kullanılması gerektiğine bile hâkim pek çoğu. Özellikle son zamanlarda Müzisyenlerin müzikal bilgileri arttıkça, kendi eserlerini en iyi şekilde kendilerinin sentezlemeye başladıklarına şahit oluyoruz. Pek çok müzisyen kendi eserlerinin, albümlerinin müzik yönetmenliğini kendisi yapmaya başlıyor. Bu alandaki tecrübeleri ise başka albüm ve çalışmalara da müzik yönetmenliği yaptırıyor elbette. İşte başarılı bir müzisyen Ufuk Şimşek’te kendini bu yönde geliştiren bir isim olarak çıkıyor karşımıza. Enstrüman icrasının yanı sıra müzik yönetmenliği ve prodüksiyonu yapan bir isim.


Sivas, Divriği kökenli bir ailenin son çocuğu olarak 1986 yılında İstanbul’da doğar Ufuk Şimşek. Şehir kültürü içinde yaşayan, tüm eğitim hayatını İstanbul’da geçiren, ancak her fırsatta köyünde, memleketinde olmaya çalıştığını belirten Ufuk Şimşek. Bu sayede köklerinden uzak kalmadığını, geldiği bu kültür içinde de yaşayarak deneyim sağladığını açıklıyor bize. Sevgi dolu bir ailede büyümesini ise en büyük şansı olarak değerlendiriyor. 

Halk müziğine çocuk yaşlarda merak salan Ufuk Şimşek o dönemi de şöyle aktarıyor.

Çocukluğumdan itibaren müzikle içli-dışlı oldum. Bunda ailemin müziğe olan yakınlığı ve mensubu olduğum Alevi-Bektaşi kültürünün çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Evimizde yapılan sazlı-sözlü muhabbetler, ailecek gittiğimiz konserler sayesinde, bu kültür ruhumun bir parçası oluverdi. Tabi bir yandan o günün yerli – yabancı popüler şarkılarını tv ‘den öğrenip söylerken, babamın arabasıyla yaptığımız yolculuklarda dinlediğimiz “Muhabbet” serisi kasetleri kulağımda yer ediyordu. Bunun iç dünyamda güzel bir sentez oluşturduğunu düşünüyorum. 

Ailesi içinde profesyonel olarak müzikle uğraşan kişilerin de olması, bulunmaz bir şans olmuş Ufuk Şimşek için. Ablası o dönem bir konservatuvar öğrencisi iken, bugün öğrenciler yetiştiren bir öğretmen, korolar çalıştıran bir şef, konserler veren başarılı bir sanatçı, Mercan Erzincan. 

Ailemde bu işe meslek olarak yönelmemi sağlayan ve zamanla öğrencisi de olduğum sanatçılar var. Daha ben çocukken konservatuvar eğitimine başlamış olan ablam Mercan Erzincan›ın, evde çaldığı saz ve söylediği türkülere eşlik etmemle belki de bu işe ilk adımımı atmış oldum. Şu an ise profesyonel olarak bu sanatı, sahne üstünde kendisiyle icra ediyor olmamız benim için büyük bir mutluluk. Sonrasında ailemize dahil olan kıymetli eniştem, hocam Erdal Erzincan’ın üzerimde büyük emekleri vardır. Kendisi hem konservatuara hazırlanmamda hem de sonrasındaki müzikal yaşantımda büyük bir yol gösterici olmuştur. Ve ağabeyim Ümit Şimşek bağlama çalmayı öğrendiğim süreçte çok disiplinli ve titiz öğretmenliğiyle eğitimime destek oldu. 

İlkokul yıllarında hemen her çocuk gibi gelecekle ilgili net bir düşüncem olmasa da müzikle ve türkülerle olan bağım yine çok güçlüydü. Az evvelde anlattığım gibi, ailemden gelen kültürle birlikte, hayatımın yönünü müzikten yana çizmeye daha o zamandan karar vermiştim. İlkokulun hemen akabinde, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı ortaokul devresinin sınavlarına girdim. Sanıyorum Çocukluğun verdiği heyecan ve bazı etkenlerden dolayı bu ilk denememde başarılı olamadım. Bu aşamada Erdal Erzincan Müzik Merkezinde Solfej, Bağlama ve Repertuar derslerini almaya başladım. Ortaokul eğitimim devam ederken, bir yandan yine konservatuar sınavlarına hazırlanmaya devam ettim. Ortaokul sonrası girdiğim sınavlarda, hem İstanbul Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesini, hem de İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği devlet konservatuvarı, çalgı eğitimi lise bölümüne girmeye hak kazandım. Müzikal yaklaşımım ve geleceğim açısından daha doğru olacağını düşünerek,  İ.T.Ü. Türk Müziği Devlet Konservatuvarını tercih ettim.

Enstrüman olarak Neden Kaval’ı tercih ettiniz?

Erdal Erzincan Müzik Merkezinde aldığım eğitimle beraber, iyi derecede bağlama icrasına başlamıştım. Erdal hocanın telkini ve özellikle annemin isteği ile birlikte konservatuvarda Kaval öğrencisi olmayı seçtim. Ve ilk derslerimde kıymetli hocam Dr. Cihan Yurtçu’nun her icrasında neredeyse ağlamaklı olduğumu hatırlarım. Kaval gibi kökleri çok eskiye dayanan ve öz be öz bu toprakların sesine sahip bir çalgının tınısına âşık olmamak kolay değil. Ben de bu duygularla, Kavalı aşk ile öğrenmeye başladım. Tabii bu esnada Kavalın ülkemizdeki usta icracılarını takip etmeye ve onlardan bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Başta üstadımız Sinan Çelik, Osman Aktaş, Murat Toraman ağabeylerimin hepsinden faydalanma şansım oldu ve hala gönül bağımız, iletişimimiz devam etmekte. 

Peki ya Müzik Yönetmenliği

Müzik yönetmenliği yönüm tamamıyla kendi ilgim doğrultusunda gelişti. Bu konuda bir eğitim almadım, fakat çok fazla gözlem yapma şansım oldu. Çocukluğumdan itibaren, özellikle Arif Sağ hocamızın stüdyosunda bir çok albümün kayıt – prodüksiyon aşamalarına şahit oldum. Bu benim için gerçek bir eğitim oldu diyebilirim. Bunun yanı sıra dünya müziğini de takip etmeye çalışıyorum. 

Müzik yönetmeni olarak pek çok farklı çalışmaya imza atan Ufuk Şimşek çeşitli projelerde de bulunmuş.

Profesyonel müzik hayatımla birlikte, önce sahne üstünde, sonra stüdyo aşamalarında yönetmenlik deneyimlerim oldu. Yaklaşık üç yıl boyunca Sarıkamış Şehitlerini anma Projesinin müzik yönetmenliğini yürüttüm. Sonrasında Avrupa’ya göçün 50’nci yılı anısına, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından yayınlanan “ Almanya Türküleri” adlı albümü yönettim. 

Bu tarz işler içerisinde en önemsediğim işler ise genelde repertuar, aranje, kayıt, icra ve sahne üstü koordinasyonuna kadar her şeyiyle üzerinde çalıştığım projelerden oluşmakta. Bunlardan ilki Kalan Müzik tarafından 2014 yılında yayınlanan “Oyalı Yazma” adlı çalışma oldu. Şu an hali hazırda üzerinde çalıştığım ve mix aşamasına gelen bir diğer proje ise bir Karadeniz albümü olan “Alamatra” Orkestra Karadeniz. Örneğin bu proje için yaklaşık 2 yıldır çalışmaktayım. Bu türde çalışmaların hem prodüksiyon hem de sahne aşamalarında yer alıp projeyi başarıya ulaştırabilmek ise en keyif aldığım nokta. En son bitirdiğim çalışma ise Ceylan Gaygusuz adlı genç ve yetenekli bir arkadaşımızın tekli çalışması oldu. “Yüce Dağdan bir iner “ türküsünü nefesli ve yaylı enstrümanların bağlama ailesi ile uyum oluşturacak bir biçimde düzenlemeye çalıştım. 

Çok fazla enstrüman kullanılmasının iyi bir duyum ve iyi bir müzik ortaya çıkacağı anlamına gelmediğini belirten Ufuk Şimşek, kurgulanan müziğin doğasına uygun ve yerinde kullanılan enstrümanlarla daha doğru olacağını, bu nedenle yozlaştırmadan, ihtiyaç doğrultusunda eser içinde, uygun olan her türlü enstrümanın kullanılabileceği görüşünde. Halk müziği çalışmalarında yapılan eserlerin, hem modern, hem de geleneksel çizgilerde yapılmasının da mümkün olduğuna dikkat çeken Ufuk Şimşek, Bu sayede köklere sadık kalarak halk müziğinin zenginleşeceğini, çeşitleneceğini ve daha da ileri gidebileceğini belirtiyor bizlere. 

Halk çalgılarımızın orkestrasyonu ve metodlaştırılması gibi konuları kendisine hedef olarak belirlemiş Ufuk Şimşek.  Bu çalışmaların elbette tek kişi ile yapılamayacağını, Ancak bu başlıklar altında birkaçını yapabilmenin bile kendisi için başarı sayılacağını belirtiyor.  

Ufuk Şimşek bu çalışmalarının yanı sıra son on yıldır İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Orkestralar Müdürlüğü Türk Halk Müziği Topluluğunda Kaval sanatçısı ve şef yardımcısı olarak görev yapmaya devam ediyor. 

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Erdal Erzincan’ın Kaleminden…
ANKARA’DA LİSELER TÜRKÜLERİYLE YARIŞTI…
sanatçı İbrahim Erkal hayatını kaybetti
sanatçı İbrahim Erkal Hayatını kaybetti.

Yanıt Ver

*