Haber Ozanlarımız

Ali Kızıltuğ

Geçen yıl 13 Aralık’ta Hakk’a yürüyen büyük halk ozanı Ali Kızıltuğ’u, oğlu Mustafa Kızıltuğ ile konuştuk. “Babam gönül dostu bir halk ozanıydı” diyen oğul Kızıltuğ, büyük ozanı şu sözlerle ifade etmeye çalıştı: “Her zaman derdi ki; ozanın siyaseti olmaz. Benim siyasetim insanlık, halk, derdi. O yüzden her kesim tarafından sevildi. Türküleri dilden dile dolaştı. Güzel eserler bıraktı.”

“Ne yârimden vazgeçtim, ne sazımdan, ne de vatanımdan vazgeçtim. Nasıl Mursal’dan geldiysem o mazlum, sefil, tertemiz bir köylü çocuğu isem şimdi de aynıyım.”


Hayata bakışını bu sözlerle ifade etmişti.

Buz gibi soğuk bir Ankara sabahında, 73 yaşında iken hayata veda etti. Oysa kanser teşhisini daha birkaç ay önce koymuşlardı. Dahası, birkaç gün daha dayanabilseydi, belki kendisi için düzenlenen saygı gecesine katılabilecekti. Ama olmadı…

Ozanın ölüm haberi, popçusundan halk müziği sanatçısına, tiyatrocusundan yazarına tüm sanat camiasında büyük üzüntü yarattı. Çankaya-Oran Pir Sultan Abdal Cem Evinde yapılan erkânın ardından, vasiyeti üzerine memleketi Sivas Divriği Mursal Köyü’nün Abaranın Kaşı mevkiinde toprağa verildi.

Neler sığdırmadı ki o 73 yıla…

103 plak, 87 albüm ve toplamda yaklaşık 2 bin 160 eser… Bu eserlerden beş yüze yakını pek çok sanatçı tarafından seslendirildi.

Çoğu kişi kendisini tanımıyordu ama türkülerini çok iyi biliyordu.

Türküleri dillerde pelesenk oldu. Türkülerinin yanına dört de kitap ekledi.

En çok Âşık Veysel Şatıroğlu ve Âşık Mahzuni Şerif’ten etkilendi. Uzun sap bağlamasını hüseyni düzeninde çalıyordu.

 

Babam gönül dostu bir halk ozanıydı

Onu anlatmaya bizim sayfalarımız yetmez. O nedenle büyük ozanı, özünden anlatacak, gönlünden aktaracak biriyle, oğlu Mustafa Kızıltuğ ile konuştuk.

Ozanın, dört çocuğundan müzikle uğraşan tek kişi ve aynı zamanda yasal temsilcisi olan

Mustafa Kızıltuğ, bir kamu kuruluşundan emekli… İki çocuk sahibi Kızıltuğ, şimdilerde televizyon programları, konserler, paneller gibi etkinliklerde sanatçı kimliğinin yanı sıra babası Ali Kızıltığ’u da başarıyla temsil ediyor.

Öncelikle, ölüm yıldönümünde anısına saygı adına büyük ozanı dergimizin kapağına taşımamızdan duyduğu memnuniyeti ifade eden oğul Kızıltuğ, babası Ali Kızıltuğ’u ve hayata bakışını şu sözlerle özetledi:

“Babam gönül dostu bir halk ozanıydı. Her zaman derdi ki; ozanın siyaseti olmaz. Benim siyasetim insanlık, halk, derdi. O yüzden her kesim tarafından sevildi. Türküleri dilden dile dolaştı. Çok üretken bir insandı, hayatını dolu dolu yaşadı. Güzel eserler bıraktı; yaşanmış eserler. Tabii ki babam eserleriyle sonsuza kadar yaşayacak.

Babam hayattan hiçbir zaman umudunu kesmemişti. Hayatı o kadar dolu dolu yaşadı ki öleceğini hiç düşünmedi. Bu nedenle son günlerinde bile türkü yazmayı ve köye gitmeyi düşünüyordu. Köy aşığı bir adamdı. Çocukla çocuk olan, enerjisi yüksek bir insandı. Mangal yakmak en büyük keyfiydi. Mangalı yakar, şapkasını takar, misafirlerine ikram eder ve bundan fazlasıyla mutlu olurdu.”

Bana, ‘zamanla özlem azalır’ dediler, babam için. Ama ben her geçen gün babamı çok daha fazla özlüyorum.

Nasıl bir babaydı Ali Kızıltuğ?

“Benim ve diğer kardeşlerimin arkasında kale gibi dururdu babam. Zor zamanlarımızda, ‘korkmayın, ben daha ölmedim, yanınızdayım’ derdi ve o sıkıntılı süreçten bizi çekip çıkarırdı. Ona olan borcumuzu asla ödeyemedik. Üzerimizdeki hakkı ödenmez.

Babam bana el verdi

Vefatından 4 gün önce ‘oğlum, şu bağlamamı verir misin’ dedi. Aldı kucağına; bağlama pek ağırmış, artık taşıyamıyorum, diyerek gözlerime baktı ve ‘oğlum, artık benim bağlamamı sen taşımalısın, ben yorgunum’ dedi; ‘Sana inanıyorum, benim yerimi boş bırakma oğlum’ dedi ve bağlamasını bana teslim etti. El verdi bana…”

Bir söyleşide babanız “çocuklarım benim soyadım yüzünden çok zorluk çektiler” diyor. Bunu biraz açar mısınız?

“Babam sonuçta bir kimliğe sahip bir halk ozanıydı. Aleviydi ve soyadı Kızıltuğ idi… Bu nedenle hem okul hayatımızda hem de çalışma hayatımızda ben ve kardeşlerim çok çektik. Sürgünler yedik. Ama ben kurban olurum böyle sürgünlere. Benim için bir onur oldu.

Gelin görün ki; o gün bu soyadı yüzünden bizler sürgün edilirken, bugün devletin makamları olsun, valilikler olsun, Ali Kızıltuğ’un oğlu denildiğinde bütün kapılar açılıyor. Ben biliyorum ki babama duyulan hürmet nedeniyle bunlar oluyor. Babamı sevenler sağ olsunlar.”

Sizce Ali Kızıltuğ’a özgü olan yönü neydi bir ozan olarak?

“Öncelikle babam sipariş üzerine türkü yazmadı hiç. Her yazdığı türküde bir yaşanmışlık vardır. Kullandığı dil sadedir, yalındır. Kendi tabiriyle “benim türkülerim çikolata değil, çökelek kokar oğlum derdi”. Köy özlemi vardır; Anadolu insanının yaşam şekli vardır.

Babamın Ali Kızıltuğ olmasında en büyük etken annemdir…

Babam bir halk ozanı olduğu için, çocuk yaşlarımdan beri bilirim, evimizde misafirin olmadığı günü hatırlamam pek. Her gelene sofra kurulur, yiyecek içecek ikram edilir. Bağlama çalınır muhabbet edilirdi. O dönemde bulaşık makinesi filan yok, o anacığım bir kere öf demedi. Her gelen misafiri ağırladı, babamı hep gururlandırdı. Hatta bakın annemle bir hikâyesi şöyle…

Babam dönemindeki ozanları çok severdi ancak Muhlis Akarsu ile ayrı bir muhabbetleri yakınlıkları vardı. Muhlis Akarsu vefat ettiğinde babam çok üzüldü. Ne bağlama çaldı, ne de söz yazdı. Anacığım sordu babama; ‘Ali’m sen neden böyle küskün, böyle suskunsun?’. Babam da ‘içimden gelmiyor artık Fatma’m, kalemim yazmıyor’ dedi. Bunun üzerine annem; ‘öyleyse sen bir gurbete çık, hasretlik çek’ dedi. Babam bunun üzerine Arabistan’a gurbete gitti ve 8 ay kadar orada kaldı. Döndüğünde yeniden türküler yazmaya başladı. Annem 59 yıl süren bu evliliklerinde her daim yanında oldu.

Vefasızlar yanımızda olmadılar…

Ben babamı iyi tanırım, muhabbetini bilirim, herkese ‘İmanım’ diye sarılan bir gönül adamıdır. Her gelene, eserini okuması için izin veren, gönlü zengin bir adamdır. Vefatından sonra maalesef gördük ki babamın türküleriyle meşhur olmuş, bu sayede ekmek yemiş insanlar bir anda kayboldular. Başsağlığı için bile aramadılar. Kötü günlerimizde yanımızda durmadılar. Sanki kendileri hiç ölmeyeceklermiş gibi. Vefasızlığı onlardan gördük.

Bunun yanında her daim bizimle olan dostlarımız da vardı elbet. Mesela Gökhan Kılıç, o artık bizim evin evladıdır. Geçenlerde babamın türkülerinden oluşan bir albüm çıkarttı. Çok da başarılı bir albüm oldu.

Keşke bu gururu babam da görseydi…

Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen bir parka, bazı sokaklara babamın adını verdi; sağ olsun! Biz bu duruma çok mutlu olduk, fazlasıyla gururlandık. Keşke bu gururu babam yaşarken kendisi görebilseydi. Maalesef ülkemizde, değerleri kaybettiğimizde kıymetlerini anlamaya başlıyoruz.

Babamın türkülerinde değişiklik yapılmasına müsaade etmem

Ali Kızıltuğ imzası taşıyan bütün türkülerin yasal temsilciliğini de üstlenen oğul Mustafa Kızıltuğ, babasının ismini layıkıyla yaşatmak için türkülerinde değişikliklere izin vermeyeceğini de sözlerine ekliyor: “Bazı pop müzik sanatçıları Ali Kızıltuğ türküleri okumak istiyorlar ama vermeyi düşünmüyorum. Ancak o kokuyu, o hissi verebilenlere bu izni veririm ki; yüzyıl sonra bizler de göçüp gittiğimizde babamın eserleri de Âşık Veysel gibi, Mahzuni Şerif gibi dilden dile orijinal haliyle dolaşsın.”

Gün yüzüne çıkmamış eserleri var mı?

“Olmaz mı? Babam her daim üreten bir halk ozanıydı. Daha evvel hiç okunmamış, henüz müziklerini bile yapmadığı sözler var. Onları da ben değerlendiriyorum, yakın bir zamanda babamın bu eserlerini bir albümde toplayacağım. Ben babamın vefatından sonra tüm yaşantıma fazlaca dikkat ediyorum. Babam bizlere türküleriyle birlikte şanlı bir soyadı bıraktı. Bu soyadına, babama layık olmak için çabalıyorum. Konuştuklarıma, sohbetlerime, kıyafetime bile bu nedenle üç kat daha önem gösteriyorum. Parmağımdaki yüzük babamın yüzüğü, bindiğim araba da babamın arabası. ‘Çürüsün yine de satma!’ dediği için, kendi aracımı sattım. Şimdi babamın bize yadigarı olarak kaldı.”

“Babam Cumhuriyetin son halk ozanıydı… Bunu kendisi de birkaç defa söyledi. Bence de öyleydi.”

 

Anıt mezarı tamamlandı

“13 Aralık babamın aramızdan ayrılışının birinci yılı ve biz çok şükür anıt mezarı yetiştirdik. Ufak tefek çevre düzenlemesi kaldı. Anma etkinliğinde anıt mezarı başında bir tören düzenleyeceğiz ve akşam da Sivas’ta bir anma konseri düzenleyeceğiz. Bazı sanatçılar bahane üreterek gelmek istemese de biz orada olacağız.

Geçen yıl Ali Kızıltuğ ile röportaj yapmak üzere sözleşmişken aniden rahatsızlanıp hastaneye kaldırılması nedeniyle bu röportajı gerçekleştirememiştik. Sanatçı Gökhan Kılıç’ın ayarladığı ancak rahatsızlandığı için yapamadığımız bu röportaj sonrasında Ali Kızıltuğ’u hastanede ziyaret etmiştik. En olgun zamanında yitirdik koca ustayı…

Mekanın cennet olsun Ali Kızıltuğ… Işıklar içinde…

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
ayın konuğu resul dindar
2 nci sayıda Ayın konuğu Resul Dindar
Üçtelli icracısı araştırmacı ve derlemeci Hamit Çine hayatını kaybetti..
hamoy'dan halk bilimi ödülleri
HAMOY’dan HALK BİLİMİ ÖDÜLLERİ

Yanıt Ver

*