“Kemençe duyduğunuz her müzik
Karadeniz müziği değildir!”

Karadeniz müziğinin sevilen sesi İhsan Eş, popüler kültür ve arabesk esintilerin etkisiyle Karadeniz’den ve değerlerinden uzaklaşıldığını düşünüyor. Bunun en önemli sebebi olarak son dönemin dizilerini gerekçe gösteren Eş; “Dizilerde Karadeniz revaçta ancak reyting uğruna dejenere ediliyor. Çalınan kemençeler, arabesk bir çalıma dönmüş durumda. Sözlere baktığınızda ise ne şive ne de Karadeniz ağzı var.” eleştirisinde bulunuyor.

Onun öyküsünün başlangıcı, Almanya ile Türkiye arasında mekik dokuduğu 70’li yıllara dayanıyor. Almanya’da doğan sanatçı, ilkokula Türkiye’de başlıyor. 12 Eylül’le birlikte yeniden Almanya’nın yolunu tutuyor. Ortaokulu Almanya’da bitiriyor; sonra yeniden Türkiye’ye dönüyor.


Ancak bu gidiş-gelişleri, sadece ülkeler arası değil, kültürler arası da zorluyor onu. Çareyi yaylaya kaçmakta buluyor. “Yalnız değildim elbette” diyor; “yaylaya çıkan onlarca ailenin gençleri ile her akşam horonlar teper, türküler söyler, aynı zamanda da çalışırdım.”

Tam beş sene yayladan inmiyor. “Yayla hayatı sizi olumlu yönde etkiledi mi?” sorumuza, “Etkilemez mi? Espira albümünün temelleri orada atıldı” cevabını veriyor.

Yayla dönemini; “Derlemelerimin, söz yazarlığımın, bağlama icramın gelişim gösterdiği bir dönem” sözleriyle tanımlayan Eş; “Kendi iç sesimle baş başa kalabildiğim bir yerdi” diyor.

Peki, isterseniz en baştan başlayalım; müziğe nasıl başladınız?

Ben 5 yaşında Türkiye’ye döndüğümde bağlamayı evde buldum. Ağabeyim Trabzon lisesinde okuyordu, bağlama da ağabeyimindi. Ama o hiç çalamadı yani üzerine düşmedi. Uzungöl’deki evimizde naylondan bir mandolinle başladım ama bağlamayı görünce ona heveslendim. 6 yaşındayken bağlamayı çalabiliyordum. Saz benden uzundu. O dönem sağ sol meseleleri var, 12 Eylül dönemi… Aslında çok da ilkokulda okuduğum söylenemez, daha çok kahvelerde bağlama çalardım.

Ailede başka müzisyen var mı?

Babam dilli kaval çalardı. Bizim yöreye has bir enstrüman… Aile bireylerinin birçoğu bağlama çalıyor, ud çalan var, yani ‘hepimiz müzisyeniz’, diyebilirim.

Karadeniz müziklerine gelelim; nasıl buluyorsunuz son dönemde yapılan çalışmaları?

Yapılan güzel işler var ama ben fazla dinlemiyorum. Bana hitap etmediğini söylemeliyim. Saygı duyarım ayrı mesele, sonuçta çok büyük kitlelere ulaşıyorlar, milyonlar dinliyor bu eserleri… Ama popüler kültür ve arabesk esintilerin etkisiyle Karadeniz’den ve değerlerinden uzaklaşıldığını düşünüyorum.

“Kemençe duyduğunuz her müzik Karadeniz müziği değildir”

Öncelikle şunu söylemeliyim ki; her duyduğumuz kemençe Karadeniz müziği değildir. Kemençe, kendi yöresine has bir enstrümandır. Bir tavrı vardır… Nasıl ki deyişlerde bir tavır varsa, Konya’da bir mızrap tavrı varsa, kemençe çalımında da bir tavır vardır. ‘Yaya sekiz çizmek’ tabiri bu nedenle söylenmiştir. Çok uzun yıllar çalışmayı gerektirir.

Şimdi baktığınızda daha arabesk çalımlar, yayı uzun uzun çekmeler ve tek telli çalınması… Ben bir müzisyen olarak dinliyorum ve tek tel ile çalınan kemençe için diyorum ki ‘keman mı çalıyor yoksa kemençe mi?’. Kemençeyi keman gibi icra etmek ustalık değil, işin kolayına kaçmaktır.

Bu enstrümanı hakkıyla icra eden arkadaşlar yok değil elbette ancak bu dediğim şekli ile çalınan kemençenin hem kendi ruhunu hem de temsil ettiği bölgenin ruhunu taşıdığını düşünmüyorum. İçine arabesk motifler de eklendiğinden iyi icra edilmiyor.

Artık dizide çıkmayan eseri insanlar dinlemiyor!

Çok önemli bir konuyu da sizin aracılığınızla dile getirmek istiyorum; diziler!!! Ne yazık ki artık bu ülkede, dizide çıkmayan eseri dinlemiyor insanlar… Müzik adına çok üzücü bir durum. Dizilerde çıktıktan sonra bir eserle meşhur olunuyor, ondan sonra gelsin konserler… Bir eserle, isterseniz altını 20 tane gereksiz eserle doldurun, insanlar sizi dinliyor. Bu çok üzücü; insanlar müzikle uğraşan sanatçıları dizilerden tanımamalı, onların konserine bilet alıp gitmeli, dizilerden ziyade kültürünü benimsemeli.

Kısacası, dizilerde Karadeniz revaçta ancak reyting uğruna Dejenere ediliyor. Çalınan kemençeler, arabesk bir çalıma dönmüş durumda. Sözlere baktığımızda ise ne şive ne de Karadeniz ağzı var.

Biraz da albümlerinizi konuşalım

Uzungöl’de geçen gençlik yıllarımda çok derlemelerim oldu. İlk albümüm Espira, bu derlemelerin sonucu çıktı. Kalan Müzik tarafından yayınlanan arşivlik bir çalışmaydı. Ana dilimiz olan Romeika dilinden derlediğim birçok türkü var albümde; ana dilimizi ilk kez belki de ben albümleştirdim, folklorik bir çalışma oldu. Yaptığım albüm içerisinde düz horonu var, atlama dediğimiz horon var, sallama var.

Espira’yı diğer albümleriniz takip etti. Albümleriniz arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?

İlk albümümün özelliği, çok otantik olmasıydı. İkinci albüm “Deniz’e” de Trakya, Yunanistan tarafına gittim. Oradaki soundlarla birkaç eser icra etmeye çalıştım. Ama ikinci albümün içeriği, Espira’nın devamı gibi, otantik eserleri barındırıyor. ‘Yakın’ albümü ise daha modern bir otantikliği yakaladığım albüm oldu.

Müzik yönetmenliği ve aranjörlük yönünüz de var. Bu yönünüz nasıl gelişti?

Başlangıcı Espira albümü diyebilirim. Ben de anlayamadım; birden kendimi tonmaister koltuğunda buldum. Seviyorum herhalde mutfağın arkasında da olmayı…

Tabii, o dönem gençlere destek olmak için çok sayıda kayıt yaptık. Pek çok sanatçının projesinde yer aldım. Stüdyomu büyüttüm, evimin altını stüdyo yaptım ve paylaşmak istedim. Herkesle birlikte müzik yapmayı çok seviyorum. Teknik sürekli değişen bir unsurdur, sürekli takip etmeniz gerekiyor ama zaten mesleğim de bilgisayar programcılığı… Biraz da oradan geliyor alışkanlık…

Batı enstrümanlarının kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu noktada iki türlü değerlendirme yapabilirim. Gelenekçi bakışla, etnik müzikte karşı durmam gerekiyor. Örneğin bir Karadeniz konserinde, Karadeniz davulu, kaval, kemençe gibi enstrümanlarla icra edilmesini isterim. Ama otantik yapıyı bozmadan, alt yapısını batı yaparsanız, tulumun, kemençenin, vokalin doğasını bozmadığınız sürece bir problem de görmüyorum.

Ama ağaçları, yeşili koruduğumuz gibi otantik müziğimizi de koruyabilsek, her şey doğalı ile kalsa çok daha güzel olacak…

Türkü Diyorum Sana Programı devam edecek mi?

Programın devam etmesini çok istiyorum. Youtube’da bildiğim kadarıyla çok iyi denebilecek abone sayısına ulaştı. Tabii, biraz da imkan meselesi bu. Türkü Diyorum Sana projesi muhabbetten, sohbetten ortaya çıktı. Özellikle gençlere, gerçek müziğimizi bozulmadan ve değerli konuklarımız aracılığıyla düzgün mesajlar veren bir program olmasını istedik. Bunda da kısmen başarılı olduk.

Tüm bu işler tamamen desteklerle oldu; kimi perdemizi aldı, kimi koltuğumuzu, kimi kameramızı… Yani hiçbir maddi beklentimiz olmadan bu programı yapmaya çalıştık. 12 bölüm çektik, çok güzel iş oldu. Soundlar, görüntüler, sosyal medyada da çok paylaşıldı.

Devam etmesini istiyorum ama nasıl devam edeceğiz bilemiyorum. Giderlerimiz çok oluyor; şehir dışından gelen sanatçılarımız var, oteli var, ağırlaması var… Bunları karşılamak zordu ama dostlarımızın sayesinde bunu başardık. Hepsi türküleri, bu ülkenin müziğini çok seven insanlar, isimlerinin bile zikredilmesini istemiyorlar. Biz de küçük de olsa bir katkı yapmaya çalıştık.

Zaten Türkü Life bizim kardeş kuruluşumuz… Takip ediyorum, çok seviyorum. Türkü Diyorum Sana’dan önce Türkü Life vardı zaten. Ender Balkır’ın söylemi ile ‘iki Robinson yola çıktık, bir Robinson devam ediyor’.

Şuan ben kaldım ama yetişeceğim size… Ya da Türkü Life ile birlikte bu organizasyonu yaparız.

Türkü Diyorum Sana projemiz devam ediyor, buradan da duyuralım sevgili okurlarımıza… İlerleyen süreçte bir birliktelik olabilir.

Yeni projeyi ilk defa Türkü Life’a açıklıyorum

Gerçekleştirmek istediğim bir hayalimi de ilk kez Türkü Life dergisine açıklayacağım. Hayalim; Karadeniz müziğini yurt dışında tanıtmak. Şimdilerde dört kişilik bir ekiple bunun çalışmalarını yapıyoruz… Tamamen etnik müzik; Karadeniz davulu, zurna, kaval, tulum, kemence ve dört solistin yer aldığı bir proje olacak. İlk başta stüdyo kayıtları yapacağız, sonra bu kayıtları kameralarla çekip dünya genelindeki etnik festivallere göndereceğiz. Bu proje beni çok heyecanlandırıyor, başarabilirsek çok mutlu olacağım. Düşünün; Fransa, Kanada, Avusturalya’da etnik müzik festivallerinde Karadeniz’i temsil etmeye çalışacağız. Şu ana kadar hiç kimse yapmadı böyle bir projeyi, ilk kez biz yapacağız, o yüzden heyecanımız var. İnşallah başaracağız!

Son olarak genç kuşağa tavsiyelerinizi alalım…

Gençlere tavsiyem, ustalarını dinlesinler. Eski ustaların icralarını dinlesinler; kemençe çalan Bahattin Çamurali’yi, Piçoğlu Osman’ı dinlesinler. Bağlama çalan Âşık Daimi’yi, Âşık Sümmani’yi, Âşık Veysel’i iyi etüt etsinler. Bu ustalardan feyz alarak, bozmadan da yeni besteler yapılabilir. Hep eskiyi tekrarlamaya gerek yok. Günümüzde de beste yapacak çok malzeme var. Yeni türküler yapsınlar ama otantik yapıyı bozmadan… Bir de lütfen, arabesk işleri katmadan halk müziğimize emek versinler.

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Nilüfer Sarıtaş
Yeni Android uygulama yayınlandı
ayın konuğu resul dindar
2 nci sayıda Ayın konuğu Resul Dindar

Yanıt Ver

*