Bu sayımızda sizlere, Önümüzdeki süreçte Karadeniz türküleriyle ismini fazlaca duyacağınıza inandığımız bir sanatçımızı konuk ediyoruz. Opera mezunu olmasına rağmen, Karadeniz türkülerini şive, gırtlak ve hançere yönünden başarıyla temsil eden Özlem Üngör.

Pek çok yönden alışılagelenden farklı bir durum sergiliyor Özlem Üngör. Özellikle Karadeniz türkülerini ustaca yorumlayan genç solistimizin Opera bölümü mezunu olması, Bir dönem Türk Silahlı kuvvetlerinde astsubay olarak görev yapması gibi farklılıkları sıralamak mümkün.  Şimdi TRT bünyesinde sanatsal faaliyetlerini başarı ile sürdüren Özlem Üngör’ü kendisinden biraz dinleyelim.

Ben Ankara’da doğup büyümeme rağmen, babamın Artvin, annemin Rize ’li olması sebebiyle Karadenizli bir ailenin çocuğu olarak, Karadeniz kültürü ile büyüdüm diyebilirim. Müzik tutkum, çok küçük yaşlarımda, babamın bağlama çalmasını izleyip dinleyerek başladı. Babamdan dinlediğim türküleri, 8 yaşlarımda kendimce okumaya başladığımı söylerler. Yaşıtlarım o dönem, mini mini bir kuş donmuştu söylerken, ben babamın sayesinde “Tövbe olsun daha gitmem Pazara, canlı canlı koydun beni mezara” türküsünü okuyordum. Çocukluğumda söylediğimi hatırladığım ilk türkü de budur. İlk, orta ve lise yıllarımda öğretmenlerimin de katkılarıyla Sesimi de keşfettikten sonra tabi ki hayatımın ilk planlarında müzik eğitimi almak, işin matematiğini öğrenmek oldu.

SÖYLEDİĞİM ESERİ ÖNCE BENİM ANLAMAM, HİSSETMEM LAZIM

Çocukluğunuz, gençliğiniz, türkülerle geçmişken Neden Opera okudunuz? Ya da madem opera bölümünden mezun oldunuz, neden Opera yerine, halk müziğine yöneldiniz?

Aslında küçüklüğümden beri içinde olduğum halk müziğinden 90 lı yıllarda uzaklaştım. Bende o dönem, pop müzik furyasına kendimi kaptırdım. Hatta öyle ki; babamın icra ettiği bağlamadan bile uzaklaşır oldum. Üstüne birde babama, gerçek müzik pop müziği diye çıkışlarda bile bulunmuştum. İşte o dönemlerde, Üniversite zamanı gelmişti ve babam Ankara içinde bir okulda okumamı istiyordu. Sınavlar sonucunda puanlarım edebiyat öğretmenliği bölümüne girmem için yeterliydi. Hatta kayıt yaptırmaya gidip sıra beklerken, yolun karşısındaki ilanı gördüm. İlanda konservatuvar bölümümüz açılmıştır yazıyordu. 

Ben o gün kayıt yaptırmadan oradan ayrıldım ve gördüğüm ilan üzerine Ankara Üniversitesi Devlet konservatuarı opera koro bölümünün sınavına girerek kazandım. Burada aldığım eğitimler sonrasında pek çok hoca benim iyi bir soprano olarak yurt dışı kariyeri yapacağımı düşünürken, Bende tekrar Türkülere bir dönüş oldu. Bunu da Türkülerin içinde barındırdığı samimiyet ve masumiyetten kaynaklandığını düşünüyorum. Elbette eğitimini aldığım opera eserlerini de okuyordum ancak, okuduğum eserler genelde İtalyanca olduğu için anlamadan, hissetmeden okuyordum. Söylediğim eseri önce benim anlamam lazımdı ve en iyi anlayıp, hissedeceğim eserler de tabi ki kendi yöremin Halk müziğiydi. 

Birde Astsubay olduğunuz dönem var. Bu süreç nasıl gelişti?

Konservatuvar eğitimi sonrasında hayatımı bir şekilde idame ettirmem gerekiyordu ve iş imkânları oldukça sınırlıydı. Ya mekânlarda şarkı, türkü söyleyecektim, ya da tarihleri belli olmayan, öğretmenlik atama sınavlarını bekleyecektim. O sıralarda Türk Silahlı Kuvvetleri Bando Komutanlığı bayan solist sınavı açtığını babamdan öğrendim. Yazılı sınav, ardından mülakat ile Orduya bayan solist olarak Astsubay rütbesiyle başlamış oldum. 

Silahlı kuvvetleri, aynı zamanda disiplin ve kurallar silsilesi demek. Siz uyum zorluğu çektiniz mi?

Evet, zor bir süreçti, hatta babamı bir iki defa aramışlığım vardır, beni alın buradan diye. Ben işin boyutlarını bilmiyor, adeta tozpembe görüyordum. Altı ay süreyle temel askeri eğitimlerde bulundum. Yani, klasik yat-kalk gibi temel eğitimleri aldım. Müzikten, her şeyden uzak, makineli tüfekle, havan topuyla atış yaptım. Bize beylik silahı da verdiler. Her şeyiyle biz, hem asker, hem de kendi alanımızda yetiştiriliyorduk. Sonrasında benim eğitimim bitti, bando komutanlığında görevime başladım. 7 yıl burada görev yaptım. Dış ülkelerden gelen heyetlere verilen akşam yemeklerinde, resepsiyonlarda askeri üniforma ile solist olarak sahnede olmamız oldukça ilgi çekti. Tabi sahnede söyleyeceğimiz eserler de emirle yazılı olarak geliyordu bize. Bir gün, yine bir heyet için ben sahnedeydim ve dönemin Genel Kurmay başkanı İlker Başbuğ’du. Sonra emir geldi son bir eser ile sahneyi bitirebilir. Son Eseri de kendisi belirleyebilir deyince komutan, beklemeden Hey gidi Karadeniz’i okudum. İlk saniyelerde bir şaşırma ve yadırgama oldu ama sonra hemen herkesin çok hoşuna gitti. Ardından komutan bir Karadeniz türküsü daha istedi. Bende Divane Âşık gibi’yi okudum. O günden sonra repertuarımıza Karadeniz türküleri de girmiş oldu. Hatta birkaç defa bu tür sahne öncesinde komutandan haber geliyordu, Özlem hanım Karadeniz türküsü de okusun, kendi belirlesin diye. 

Aynı dönemde Yüreklere dokunan birde Şehidim eseri var. Bunun hikâyesini de özetler misiniz?

Türk Silahlı Kuvvetlerinde son yılımdı. Milli duygular her Türk evladında olduğu gibiydi ama Asker olunca çok daha maneviyatı ağır bir duygu içinde oluyorsunuz. O dönemde de fazla sayıda şehit haberleri gelmeye başlamıştı. 2012 yılında Dağlıca’da 15 asker, ertesi gün Diyarbakır’da 15 polis şehit edilmişti. Çok üzgündüm şehitler içinde bir hafta önce konuştuğum komutanlar da vardı. Söz yazarı akrabam Kemal Çiçek ile telefonda konuşurken, şehitler için bir şeyler yapmak istediğimi, içimdeki hüznü müzikle onlara ithaf etmek istediğimi söyledim. Sağ olsun daha evvel yazdığı bir şiiri yolladı bana ve piyano başına oturdum. İlk denemede introsu ve melodisi bugünkü haliyle çıkıverdi. Aynı gece youtube’a yükledi Kemal ağabeyim. Ertesi gün 2 milyon tıklanmıştı. Şehitlerimiz için, içimden gelen hüznün yansıması oldu Şehidim eseri. Buradan da tekrar Tüm şehitlerimize rahmet diliyorum. 

Sosyal medya tarafında beklenilmeyen bir ilgi gören, Şehidim eseri için, hiçbir zaman ticari bir unsur olarak değerlendirmediğini belirten Özlem Üngör, bu sebeple şehidim eserini ticari yada gündeme gelme olarak kullanmamış, hatta sosyal medyada oldukça ilgi gören bu esere video klip bile çekmeyi düşünmemiş.  

Ve daha sonra TRT dönemi süreci başlıyor Özlem Üngör için, Türk Silahlı Kuvvetlerinde 7 yıl bando, 3 yıl istisnai memurluk ardından, TRT kurumunun açmış olduğu sınava girerek burada da başarılı olur genç solist. Aynı zamanda Karadeniz okuyan kadrolu kadın solist sıkıntısı çeken kurumda, bir eksikliği tamamlar. 

KEŞKE BABAM DA GÖREBİLSEYDİ

Küçükken bağlama çalarken izlediğim babam, icrası bittiğinde TRT’yi açar ve Türkü programlarını yine birlikte izlerdik. Yine bir gün televizyonda Gülşen Kutlu türkü okuyordu. Babam televizyonu göstererek dedi ki; kızım bir gün sende sanatçı olursan Gülşen Kutlu gibi, senin de hanımefendi kişiliğin konuşulsun. İnşallah senide bir gün TRT ekranlarında görebilirim.  

Ben yıllar sonra TRT ye girdim ve Televizyonda ilk düetimi Gülşen Kutlu ile yaptım. Ama maalesef babam rahmetli olduğundan, çocukluğumda çok defa söylediği şeyi göremedi. Çok isterdim TRT ekranlarında Gülşen Kutlu ile Zülüf Dökülmüş Yüze eserini birlikte okuduğumuzu görmesini ve Gülşen Kutlu’nun benim için söylediklerini duymasını… o içimde hep bir sızı olarak kalacak.

Maalesef hayatındaki tek sızı bu olmamış genç ve başarılı solistimizin. Babasından sonra, henüz otuz yaşına giren tek kardeşini, Özgür Üngör’ü de 21 Nisan 2009 yılında trafik kazasında kaybetmiş Özlem Üngör. Manevi acıları sırtına yükleyerek, bir dönem geçirmiş. Şimdilerde beste çalışmalarıyla da dikkat çekiyor. “Hüzünlerim ve acılarım çok fazla” diye özetliyor yüreğindeki yangını. “Türkü yakılır, beste yapılırmış. Beste yapmak için de yanmak gerekirmiş”  diye, bestelerin de nasıl çıktığını bir cümle ile özetliyor bizlere.

Yaptığınız beste çalışmalarında nelere dikkat ediyorsunuz?

Sözler türkülerin ayak izleridir. Bu anlayışla öncelikle anlaşılabilir sözler olmasına dikkat ediyorum. Kendi yöremi temsil etmesine dikkat ediyorum. Bütün bunları yaparken de Hasan Sözeri, Bicoğlu Osman, Bahattin Çamurali, Maçkalı Hasan Tunç gibi asıl kaynakları çok dinleyip özümsemeye çalışıyorum. 

ESERDE KEMENÇE VE TULUM KULLANILMASI KARADENİZ’İ YANSITTIĞINI GÖSTERMEZ.

Yöreyi temsil etmesi ne demek?

Şimdi her Karadeniz şivesi ile okunan eser bölgeyi temsil ediyor anlamına gelmemeli. Karadeniz türkülerini dikkatli incelerseniz içinde pratik zeka, yalın ve doğallık en başta görülen özelliklerden birkaçı. Şimdi son dönemde özellikle Televizyon dizilerinde Karadeniz müzikleri kullanılması var olan ilgiyi daha da arttırdı. Ancak söylemler biraz değişmeye başladı. İçinde kemençe, tulum kullanılan ve Karadeniz şivesi ile okunan her eseri Karadeniz eseri diye algılanmaya başlandı.

Mesela eser içinde kalbim diye okunan sözler var. Kalbim derseniz, işte dokuyu bozarsınız, çünkü Karadeniz’de kalbim denmez yüreğim (yüreğum) denir. Aşkım denmez Karadeniz’de Sevdiğim (sevdiğum) denir. Karadeniz’i temsil ediyor diyebilmek için, ben bunu aslında bir de şivesiz söyleyeyim nasıl olur demek lazım. Şive yapmadan söylediğimde bu normal bir beste oluyorsa, karadenizden hiçbir söylem, eylem taşımıyorsa, bu Karadeniz türküsü değildir. Bakın doğallığa bir örnek daha vereyim. Köyde anneannem ile gezerken bir ev gösterdi ve dedi ki; bu eve hiç gelen de yok, giden de yok. Nereden anladığını sorduğumda, baksana eve giriş yolunda çimenler büyümüş. Gelen giden olsaydı çimen olmazdı orada. Nasıl doğal, sade ve pratik zeka barındırıyor içinde. İşte oradan mesela Yollar Çimen Bağladı eseri çıktı. 

ALBÜM YAKIN ZAMANDA

Albüm çalışması ya da bir hazırlığı var mı? Ne zaman çıkacak?

Bu alanda ne yapabileceğimi çok defa araştırdım. Özellikle TRT süreci sonrasında, çok deneyimli müzisyenlerle tanışma şansım oldu. Albümde özellikle Karadeniz insanının samimiyetini ve doğallığını aktarabilecek bir çalışma olsun diye çok denemelerim ve yanılmalarım oldu. Bu sebeple bu dokuya yakın müzisyenlerle çalışmak istedim. İşte zamanla taşlar yerine oturdu ve çalışmalara başladık. 6 ay sonra ilk albümü dinleyicilerle buluşturacağız inşallah.

Karadeniz eserleri dışında da eserleri seslendirmeyi düşünüyor musunuz?

Bu alanda zaten mutluyum. O coğrafyada büyüdüğüm için ister istemez o yörenin müziğini duyduğum zaman, kemençe tulum dediğim zaman, kulağım kabarır zaten. İster istemez o türküleri söylerken de, diğer türküleri söylerken de aldığım haz ve mutluluğu, Karadeniz türküsünde çok daha fazla alıyorum. Bu alanda devam edeceğim evet, en azından şimdilik. 

Halk müziği içinde batı enstrümanlarının, eserlerin özünü bozmayacak, asıl enstrümanları gölgede bırakmayacak şekilde kullanılmasına olumlu bakan Özlem Üngör, genel olarak gidişattan umutlu. Kültüre sahip çıkabilecek gençlerin yetiştiğini düşünüyor. Görsel ve işitsel Medya organlarının, izleyicilerine daha çok popüler kültürü empoze ettiklerini, bu sebeple de genç kitlelerin yanlış yönlendirildiği düşüncesinde.

Türkü life için de güzel düşüncelere sahip Özlem Üngör. 

Bu yaşımda derginizden o kadar çok şey öğrendim ki; diye başlıyor gurur duyacağımız sözlerine. 

Derginizde bugüne kadar yer alan sanatçıların hayatlarını öğrendim, öğrenme şansı buldum diyorum demek ki bu kadar kaliteli bir platformda onların hayatlarını öğrenebileceğimiz bir yer yokmuş.

Halk müziği yazılı medya yayım organı olarak gerçekten bu anlamda öksüz kalmıştı ve Türkü Life dergisi bence bu anlamda kurtarıcı bir hediye. Benim de bu ilk yazılı basın röportajım da Türkü Life Dergisiyle oldu. Ayrıca çok mutluyum.

Samimi, doğal ve cana yakın bir sohbetle sanki yıllardır Türkü Life ailesinden biri gibiydi Özlem Üngör. Karadeniz bölgesi her dönem kendi sanatçılarını çıkartmıştır. Maçkalı Hasan Tunç’tan, Kamil Sönmez’e, Kazım Koyuncu’ya kadar. Ustalarından aldığı bu kültür bayrağını, sonraki nesillere doğru bir şekilde taşıyacak olan ve Önümüzdeki süreçte başarılarını hep birlikte göreceğimiz, bir kadın solist Özlem Üngör. Kendisine başarı dolu yıllar diliyoruz.

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Âşık Zevraki
ÖĞRETMEN BİR SANATÇI ŞENTÜRK DÜNDAR
Berrin Sulari

Yanıt Ver

*