Doğanın yeniden dirilişi bahar… Cana can katma zamanı. Gün vuranda ılgıt ılgıt eriyen karların, geride mor sümbüllü, sarı çiçekli dağlar bıraktığı mevsim… Uçsuz bucaksız yeşilliklerin üstüne sarı, mor, beyaz, pembe, kırmızı çiçeklerin, yıldızlar gibi serpildiği yıl çağı bahar…


Baharla birlikte insan ruhunda engin bir coşku başlar. İçimizden yaşam sevincine dair öyle bir duygu seli boşanır ki gürül gürül; ya bir türkü olur saza gelir, ya da bir demet kır çiçeği şiir, söze gelir.

Baharda karamsarlıkların eridiği, umutların filizlendiği, dertlerin, tasaların, kaygıların rafa kaldırıldığı, küçücük bir yeşilde bile deryalar kadar avuntuların yakalandığı yeniden doğuşun bayramı yaşanır.

Şurası bir gerçek, insana baharla öylesine bir moral gelir ki, tüm tasalar bir anda unutulur ve insan, birden bire kendisinde, her şeyin üstesinden gelebileceğinin cesaretini bulur. Tıpkı Orhan Veli’nin şu dizelerinde olduğu gibi:

“Sanırım ki günler hep güzel gidecek.

Her sabah böyle bahar; 

Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum…

Derim ki: ‘Sıkıntılar dura dursun!’

Şairliğimle yetinip, Avunurum…”

Bu şiir bir tarafa, içinde baharı yaşayan türkülerimizde, insanın ayaklarını yerden kesen, dayanılmaz bir hafiflik hissedilir.

Açıl mor menevşem bahar erişti
Lale sümbül nergis reyhan yetişti
Benim kısmetime ak zambak düştü
Menevşem (oy) bir tanem (ey) haydi de haydi

Çadır almış nerelerden gelirsin
Benim sana yandığımı bilirsin
Çok da sürmez benim gibi olursun
Menevşem (oy) bir tanem (ey) haydi de haydi

Açılmış menevşem ne güzel olmuş
Lalesi sümbülü hep bize kalmış
Seni seven gözler uykuya dalmış
Menevşem (oy) bir tanem (ey) haydi de haydi

Bu arada, doğaya yeni bir ruh taşıyan baharın o güzelim anısına düzenlenen ve ta Orta Asyalı dedelerimizin Anadolu’ya taşıdıkları bir güzel gelenekten, nevruzdan bahsetmek istiyorum: Nevruz adı üstünde yeni zaman, yeni çağ, yeni mevsim, ilk bahar demek… Türk tarihinde yılbaşı olarak değerlendirilen nevruz bir bahar coşkusu içinde ötelerden beri hep kutlanır gelir. Alını, yeşilini, morunu, sarısını giyen halk, kırlara çıkar. Öylesine hür ve barış dolu duygularla, tabiatın alına, yeşiline, moruna, sarısına karışır gider. Sabahlara kadar ateşler yakılır, şarkılar, türküler söylenir, danslar edilir. Anadolu’da ne yazık ki biraz gecikmeli olarak, ama dört elle sarıldığımız bu gelenek, bu töre; Orta Asya’daki Türk dünyasında hala ve sıcacık, son derece samimi duygular arasında yaşanır.

Bahar deyip de geçmeyin: Doğanın bütün görkemini üzerinde taşır o… Akıl sır ermeyen güzellikteki çiçekleri o açtırır bir bir. Böcekleri, kuşları yuvasından o çıkarır… O seslendirir ağacı, bulutu, dağı, ovayı. Cümle alemi o canlandırır, o heyecanlandırır. Ve doğadaki her şeyi; toprağı, ateşi, suyu, otu, böceği ve insanı ilk o kaynaştırır.

Bahar geldi gül açtı
Bülbül yerinden uçtu
Şu benim deli gönlüm
Başıma bir dert açtı

Yüreğim oldu pare
Aşka bulunmaz çare
Ah yalnız yaşayamam
Gideceğim o yâre

Seherin vakti geçti
Sinemi yaktı geçti
Hazırlanmış gitmeye
Güzelim baktı geçti

***********************************

Şu yüce dağların karı eridi
Sel oldu gidelim de bizim ellere
Yaylamızı lale sümbül bürüdü
Gel oldu gidelim de bizim ellere

Nazlı olur güzellerin eyisi
Deli gönül güzellerin delisi
Gayrı bizim elin kara çalısı
Gül oldu gidelim de bizim ellere

Karac’oğlan der ki gelir yazları
Güzel kimden aldın sen bu nazları
Ananın babanın acı sözleri
Bal oldu gidelim de bizim ellere

Bahar hayatın güzelliklerinin kaynağı olduğu kadar, tüm sanatçı ruhların da esin kaynağıdır. Ressam tuvaline sarılır baharda, aşık sazına, şair kalemine… Kısaca baharda, herkesin gönlüne göre bir ilham vardır. İşte ressam, şair, bana göre usta bir folklorcu Bedri Rahmi Eyüboğlu’na “Merhaba Yeşil” adı altında ilham veren yeşilin kudreti:

Yeşile de deli gönül yeşile

Kara sevda katmer katmer açıla

Muhabbet bir ekin ekip yeşertmek

Yeşertmeyen ateş alev tutuşa…

Yeşile de deli gönül sımsıcak

Bir yeşil yağmurdur yağdı yağacak

Muhabbet bir ekin ekip yeşertmek

Bir yeşil kıyamet koptu kopacak…

Yeşile de deli gönül uçalım

Tepeden tırnağa çiçek açalım

Muhabbet bir ekin ekip yeşertmek

Yeşertmeyen yerden yardan geçelim…

Yeşile de deli gönül gözüne

Karışalım ak gürgenin hızına

Muhabbet bir ekin ekip yeşertmek

Canım kurban Katibi’nin sözüne…

Yeşile de deli gönül hıncınan

Başı boş bir bedava sevincinen

Muhabbet bir ekin ekip yeşertmek

İster kalem kağıt ister vincinen…

Yeşile de deli gönül tümümüz

Yeşil bizim dünya ahret dostumuz

Muhabbet bir ekin ekip yeşertmek

Yeşil yeşil tütüp gitsin canımız…

Yeşile de deli gönül merhaba

Erikler, vişneler, dutlar merhaba

Muhabbet bir ekin ekip yeşertmek

Sahipsiz yoncalar otlar merhaba…

 

 

Esti baharın nesimi
Ne hoş edalı kesimi
Aldım o yarin sesini
Aldım o yarin sesini

Bak ay göründü meşeden
Avcılar bekler köşeden
Kokusunu gülden almış
Yanakları menevşeden

Ay getti yucada kaldı
Gözlerim ardınca kaldı
Bu taş gönlüm polat gönlüm
Eridi de anca kaldı

Bahar biraz da insanda bir başıboşluk yaratıyor doğrusu. Belki yeniden hayat vererek ruhlara; yeni bir yaşam biçimi, dünyaya bir çılgınca bakış getiriyor ama belli bir tembelliği, bahar sarhoşluğunu da doğrusu yanında pek eksik etmiyor. Kimimiz böyle hoş bir havada işe gitmeyip istifa ediyoruz “evkaftaki memuriyet”ten, kimimiz eve ekmek ve tuz götürmeyi unutuyoruz, kimimiz de böyle havalarda tütüne başlıyoruz ya da delice aşık oluyoruz… Velhasıl bahar bazen de bizi mahvediyor.

Bahar, gül ve bülbül… İşte bu üçleme, divan şiirinde olduğu gibi,  halk şiirimizin de vazgeçilmezleri arasında yer alır. Baharda güller açar, bülbül yuvasından uçar… Baharda biten çiçek elbette ki sadece gül değildir; gelincik de biter, papatya da, menekşe de, lale de… Ve daha niceleri… Ama gelin görün ki, bülbül için varsa yoksa gül, ille de gül… Başka hiçbir çiçeği gözü görmez. Ötmeye, feryat etmeye başlar. İşte onun bu coşkusuna da aşık bir türkü tutturur gider…

Bahar türkülerinin içinde yaşayan ve oldukça yaygın olan bir manzaradır gül ile bülbülün serüveni. Hep bir arayış içindedir türkülerimizde gül ile bülbül. Birbirlerini arar dururlar…  Ne zaman ki bahar gelir, gül açar, bülbül bir gül goncasıyla yatma telaşı içinde bağlara iner.

Ve baharla beraber, insanı mest eden, rahatlatan, duygu ufuklarına doğru yeni yollar açan, bir esin kaynağı sesi vardır bülbülün. Bir bahar günü, sabahın seher vaktinde bülbül sesiyle uyanmak gibi bir fanteziyi yaşamak, bir ayrıcalık olsa gerek…

 Gine geldi yaz baharın ayları

Yâre mektup yazmak ister gönlümüz 

Karı kalkmış mor sümbüllü bağları
Şikar için gezmek ister göynümüz

Uygun ahbab tel alışkın saz ile
Nargileler yansın mercan köz ile
Saki gerek mey doldursun naz ile
Badeleri süzmek ister göynümüz

Baharla birlikte coşku pınarlarımızın dolu dolu aktığını görür, duygu dünyalarımızın genişlediğini, hissetme yeteneğimizin arttığını keşfederiz. Pastoral bir atmosfer içinde yaşarız adeta. Bir tarafta umut yüklüdür yeşillikler arasında, çiçekler arasında uçsuz bucaksız, diğer yanda yaşam sevinci üfleyen;  çimenler üzerinde bin bir renkli çiçekler, cıvıl cıvıl kuşlar… Bulutlar vardır alabildiğine özgür gökyüzünde. Ağaçlar boy atıyor, sürgün veriyor, insanoğlunun yüreğinde ceylanlar dolaşıyor sevecen…

Tabiatın, özellikle insanoğluna gülümsemeye başladığı mevsimin adı bahar… Onda anlatılması güç bir iyimserlik sırrı vardır. İnsanı mutlu eden, hoş tutan, rahatlatan bir giz yatar baharın yaprağında, çiçeğinde, dalında, çimeninde, ceylanında, gülünde, bülbülünde…

Tabiatın insanoğluna bahşettiği yaşama sevinci, öyle umut ediyoruz ki baharın o erişilmez, büyüleyici, mestedici görüntüsü içinde sonsuza dek yaşayacak ve her bahar; nice umutlara, nice barışlara, nice güzelliklere, nice sevgilere vesile olacak.

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
SANATÇI OLMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI SERDAR DEMİRHAN
HALK MÜZİĞİ DİNLENMİYORSA…
Merhaba…

Yanıt Ver

*