Aktüel

İBRADI VE YÖRÜK KÜLTÜRNÜNÜN KADIN TEMSİLCİSİ GÜLAY DİRİ

Hititlerden roma dönemine kadar, önemli bir yerleşim yeri olarak kullanılmış İbradı. Osmanlı döneminde de hatırı sayılır bir yerleşim yeri olmuş. Tarihi geçmişi bu denli zengin ve güçlü olduğundan olmalı ki; İbradı yöre özellikleri sergilemeye de başlayarak, Kendi kültürlerini, kendine özgü türkülerini de bu zenginlik içinde oluşturmuştur. Şimdi Antalya’ya bağlı bir ilçe konumunda olan İbradı, Antalya şehir merkezine 180 km, Konya’ya ise 200 km mesafe uzaklıktadır.  İşte bu ilçede, İbradı’da büyüyen, buranın kültürünü taşıyan ve yaşatan konuğumuz Gülay Diri’yi tanıtacağız sizlere.  


1967 Yılında İbradı da doğan Gülay Diri, özellikle çocukluk yıllarında Türkülerle tanışan ve Yörük kültürünü yaşayan bir kadın emekçi. Dokuz kardeşin en büyük kızı olarak zor bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirmiş İbradı’da. 20 yaşında evlenerek İstanbul’a yerleşmiş ve şimdilerde iki çocuk ve bir torun sahibi Gülay diri.

“KORKMAMAK İÇİN TÜRKÜ SÖYLEDİM”

Yörük kültürüyle İbradı’da büyüyen bir kız çocuğu Türküler ile nasıl tanışmış olabilirdi.

Çocukluğumun tamamı İbradı ilçesinde geçti. İlkokulu bitirdikten sonra okula devam edemedim çünkü en büyük evlat olarak, aileme yardımcı olmak mecburiyetindeydim. Koyunlarımız vardı, O yüzden yayla yayla göçerdik. Erken yaşta koyun gütmeyi öğrendim. Yedi sekiz yaşımda, henüz babamın ceketinin içinde kıvrılıp uyuyabilecek boydayken, babamla birlikte dağlarda koyun gütmeye giderdim. Babam bana korkmamayı öğretti, koyunlarla birlikte dağlarda dolaşırken türkü söylersem, yabani hayvanların sesimden korkacaklarını, ne bana ne de sürüye zarar veremeyeceklerini öğütler ve bana türküler öğretirdi. Babam türkü söylemeyi çok sever, sürekli türküler söylerdi. Şu an seksen yaşında ve hala türkü söylemeyi çok seviyor. Ninelerim, teyzem, halam güzel türkü söyler ve bana da öğretirlerdi. Aynı zamanda türkü de yakarlardı. İşte bu dönemde korkmamak için Türküleri söyleyerek tanıştım.

Çok zor şartlarda bir çocukluk süreci geçirmiş Gülay Diri. O günleri şöyle özetliyor.   

Oldukça zor şartlarda yaşadım ve yine zor şartlarda okula gittim. Hayvancılık yapıyorduk, yaşadığımız mezra, en yakın köye bir saatlik yürüme mesafesindeydi. Sabah erken saatlerde kalkıp, okul yoluna düşerdik. Araç yolu yoktu, patikalardan gider gelirdik, yollarda dereler vardı. Karlı, fırtınalı havalarda hayati tehlikeler bile yaşardık. Çok kar yağdığı zamanlarda ise karları yara yara giderdik. Çoğu zaman babam, önümüzden gider, karda çığır (iz) açardı. Bazen dereler coşardı, karşıya geçemezdik. Babam koca bir çınar ağacını derenin üstüne devirir, bizi sırtına alır, emekleyerek karşıya geçirirdi. Zemheri ayları kurtların kızgınlık dönemidir, karlı havalarda her an insana saldırabilirlerdi. Okula benden bir buçuk yaş küçük olan erkek kardeşimle birlikte giderdik, sürekli bir kurt sürüsü önümüzü kesecekmiş gibi pür dikkat yürürdük yollarda. O dönemde de yanımda sığınabileceğim türküler oldu hep. Bir de kardeşimin ustaca attığı, yaban hayvanı gelirse diye de yanımızda bulundurduğumuz taşlar oldu yanımızda.

Korktuğu için söylemeye başladığı türküler zaman içinde aşk’a dönüşmüş.

Evet, okula giderken ve koyun otlatırken hep türkü söylerdim, bu bana cesaret verirdi. Daha sonraları bu bir tutkuya dönüştü, o zamanların TRT’sinde ne kadar türkü duyduysam hepsini ezberlemiştim. Ben hep türkü söylerdim. Yaşamım boyunca halk müziğinden başka müziğe ilgi duymadım desem yalan olmaz. Türkü söylememde, öncelikle babamın, sonrasında da köy düğünlerinin çok etkisi oldu. Ninemin işlerini yapmaya giderdim, bana hep yörenin türkülerini söylerdi. Yaşanan olaylar karşısında, yakılan türkülerin hem hikâyesini anlatır, hem de türküleri söylerdi. Merada koyun güderken komşu obaların çocuklarıyla da türküler söyler, seslerimizi yarıştırırdık. Kim daha çok türkü biliyor, kim daha güçlü söyleyecek, kimin sesi güzel diye yarışırdık. Bir zaman sonra türkü insanın bir parçası oluyor. 

Sırtına pili bir radyo yükleyip o dönemde dinleyebildiği tek radyo yayını olan TRT’yi ve burada çıkan sanatçıların söylediği türküleri de, dağarcığına kazımış elbette Gülay Diri. O dönemde sırtında bir radyo olan kıza hoş bakmasalar da o radyoyu annesinden bile gizli dinlemiş. Korkmayayım diye söylemeye başladığı türküler artık onun yaşam biçimi haline gelivermiş.

TÜRKÜLER, YÖRÜK KÜLTÜRÜNDE GÜNDELİK YAŞAMIN BİR PARÇASI

Çocuk denecek yaşlarda, Ninesi gibi aile büyüklerinden hem türkü öğrenir, hem de türkülerin hikâyelerini dinleyerek duyguyu almaya başlar Gülay Diri. Yörük kültüründe Türküler doğal yaşamın bir parçasıdır diyerek, biraz da Yörük kültürünü aktarıyor bizlere.

Hatırladığım kadarıyla, beş altı yaşlarımda türkü söyleyip ıslık çalabiliyordum. Babam, daha üç yaşımda ıslık çalmayı öğretmişti. Üç dört yaşına gelen Yörük çocuğu, Üç yüz baş kuzunun önüne rehber edilirdi. Bunun için de, ıslık çalabiliyor ya da dudağınızla bir melodi yapabiliyor olmanız gerekir ki; arkadan gelen sürü sizi dikkate alsın. O yaşlara geldiğimde, gece koyun sürüsünü ıslıkla idare ediyordum. Gece olduğundan, ıslığın sahibinin kadın mı, erkek mi olduğu anlaşılmıyordu. İyi bir koyun çobanı olmak için sesinizi çok iyi kullanmanız lazım. Yön verdiğiniz sürüyle iletişime sesinizi kullanarak geçersiniz. Suya ıslıkla çağırırsınız, suyu içmesini öğütleyen bir melodi çıkartırsınız. Tuza, yeme, kuzusuna gelmesi gereken zamanı, ağıla toplanması, dışarı çıkması gereken zamanı hep ıslıkla belirtirsiniz. Otlatırken türkü söylersiniz böylece sizin rahat olduğunuzu anlayan sürü de rahatlar, sakinleşir ve sizden cesaret alır. Yörük çocuklarının boğaz havaları da genelde bunun içindir. Sesinizi duyan ayı, kurt, tilki gibi yabani hayvanları da sürünüzden uzaklaştırmış olursunuz. Çift ekerken çift hayvanına, yük taşırken yük hayvanına alması gereken şekli ıslıkla komut verirsiniz. Sağacağınız inek, keçi ya da koyundan türkü söyleyerek ve ya ıslık çalarak daha iyi verim alabilirsiniz. Çoban köpekleriyle iletişim ıslıkla kurulur, uzaktaki biriyle haberleşmek için de ıslık kullanılır. Koyun kuzusunu emzirirken vücudunu rahatlatmak, yavrusuna daha sargın olmasını, sütünü iyi indirmesini sağlamak gibi hayatın birçok alanında müzik, ıslık yer alır. Tarlada ekinini biçen imeceyi de, hamur yoğuran bir kadını da türkülerle rahatlatır ve zindeleştirebilirsiniz. Anlaşılacağı üzere bizim kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıydı türküler ve melodiler.

Gülay Diri, çocukluğunda ninelerinden, büyüklerinden öğrendiği bu türküleri seslendirerek bu kültürü başarıyla ve gururla temsil ediyor. Konferanslara ve söyleşilere davet ediliyor, konserlere katılarak kendi kültürünü ve müziğini anlatıyor insanlara. Bu çalışmalarının yanında iki adet de Halk müziği albümü bulunuyor Gülay Diri’nin. 

Def (tef) enstrümanı da kullanan Gülay Diri, İbradı bölgesinin önemli kadın temsilcilerinden. Def Çalmayı da yöre düğünlerinde izleyerek öğrenmiş. O, Yörük kültürünü ve müziklerini ustalıkla sergileyen bir kültür elçisi.  

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
Caner Gülsüm Türkü Life
Caner Gülsüm ile özel bir röportaj
Nilüfer Sarıtaş
Serdar Kemal Şubat sayısında

Yanıt Ver

*