Aktüel

GELENEKSEL DEĞERLERİ, GENÇ KUŞAĞA TAŞIYAN Bir Gönül Adamı CEM DOĞAN

Geleneksel çizgiyi bozmadan söylenen bir türküyü gençler sever mi? sorusunun yanıtıdır Cem Doğan… Genç yaşına rağmen gelenekçi, ancak yeniliklere açık, hem bağlama icrası, hem söyleme tavrı ile geçmişin izlerini, bugünün gençlerine ulaştıran ve sevdirebilen bir sanatçı…


Yusuf Bey ve Kibar Hanımın ilk çocuğu olarak 1990 yılında İstanbul’da doğup büyüse de, aslen Sivas, Kangal’lı Cem Doğan. Kendi söylemine göre daha doğmadan başlamış müzik ilgisi.

Halk müziğine ilgim kendi deyimimle anne karnında başladı, bunu takip eden süreçlerde ise dedem ve babamın ektiği ilk türkü tohumlarıyla filizlenen müzik aşkı, yine onların dinlediği halk müziği ustalarıyla beraber kulağımı doldurmuş ve farkında olmadan müzik hafızam güçlenmiş, beslenmiştir. Henüz iki, üç yaşlarında iken, ilk kelimelerimden sonra söylediğim şeyler, evde dinlenen türküler olmuş. Ailem ve yakınlarım tarafından da bu yeteneğim fark edildiğinde, gelecekte izleyeceğim çizginin sinyallerini daha o yaşlarda vermiş ve bu yönüyle ailede ilgi odağı olmuştum. Evde hemen her gün, Feyzullah çınar’dan Arif Sağ’a, Ali Kızıltuğ’dan, Sabahat Akkiraz’a, Muhlis Akarsu’dan, Nesimi Çimen’e uzanan kasetler serisi, benim en sevdiğim oyuncaklarım olmuştu. Her çıkan yeni kaset babam tarafından edinilir, dinlenip denetim onayından geçerse yani babam beğenirse bana intikal ederdi. Böyle bir müzikalite içerisinde yoğrulduğumu söyleyebilirim. 

Müzik konusunda şanslı bir aileye sahip olmuş Cem Doğan. Kendilerine yetecek kadar bağlama çalan, ancak okumaları ile çevre köylerde bile tanınan Dedesi, Amcası ve Babası olmuş ailede.

Ailede dedem, amcam ve babam kendilerine yetecek kadar bağlama çalarlardı, onların asıl olarak vokal açıdan çok üstün bir yetenek ve beceride olduklarını söylemek daha doğru olur. Dedem ve babam çevre köylerde ve yaşamlarında bu yönleriyle çok ünlüydüler. Neredeyse müzik konusunda her biri kendi çapında ayrı,ayrı yetenekleri olan bir ailenin içerisinde büyümüş ve ailenin her ferdinden ayrı,ayrı beslenmiştim. Ailede Türküleri, Türk halk müziği üstadlarını, âşıkları, türkü ve deyişleri bilmeyen, söylemeyen hemen,hemen kimse yoktu. Ama özellikle babamın geçmişte müziğe olan tutkusu fakat yaşam koşulları dolayısıyla bunu bir türlü gerçekleştiremeyişi sebebiyle babam tarafından daima müzik konusunda olumlu bir biçimde desteklendim. 8-9 yaşlarımda ilk bağlama kursuna yazıldım. Toplamda 2 yıl gibi bir süre bu kursa devam ettim. 

Çocukluğunun ilk yıllarında, asgari geçim şartlarında, yaşamını ailesiyle birlikte gecekonduda sürdüren Cem Doğan, manevi gelişimini, toprakla temasını, doğayı anlamasını, her canlıdan bir öğreti çıkartmasını, dayanışmayı, komşuluk ilişkilerini ve vicdan sahibi olabilmeyi işte bu yıllara bağlıyor. 

Kendine çok fazla değer katan gecekondu yaşamından hemen sonra ortaokul ve Lise yılları başlar Cem Doğan için. Kendini ve bağlamayı tanımaya, algılamaya bu yıllarda başlar. 

O dönemlerde dünyaya müzikle bakar, müzikle yaşardım. Yolda yürürken içimde tekrar ettiğim bir melodinin ritmiyle adımlarımı atardım. Okulda ders esnasında dersi bırakıp çevredeki inşaatlarda çivi çakan ustaların keserleriyle tutturduğu ritmin üstüne içimden türküler söyler, kulaklıkla müzik dinlerken sanki bir film karesinin içindeymiş gibi hisseder, duyduğum her sesi taklit etmeye çalışır, evde saatlerce öğrenip çalmaya çalıştığım türküleri kasetçalar başında defalarca başa sararak dinleyip günlerimi geçirirdim. Liseye geldiğimde artık biraz daha durulmuş o hayal dünyasından çıkmış ve hayatı tamamen türkülere entegre olmuş bir ben vardım. Okulda bağlama çalan arkadaşlarımla bu konuda araştırmalar yapıyor sıklıkla buluşup, elimize geçirdiğimiz ustaların gerek görsel, gerek sadece sesli kayıtlarıyla kendimizi geliştirmeye çalışıyorduk. Geceleri sabahlara kadar, usta malı eserler dinleyip onları öğrenmeye çalışıyorduk. Neredeyse her gün böyle devam ediyordu. Okulda bu yönümle dikkat çekmiş, öğretmenlerime saygılı ve sevgili duruşumun yanı sıra, halk müziğine olan tutkum sayesinde de hocalarımdan hep sevgi görmüştüm. Her etkinlik olmasa da, çoğu dersin sonunda öğretmenlerimin hadi cem bize bir türkü söylesin deyip dinlemekten mutlu olduğu bir öğrenci olduğumu söyleyebilirim ve bunun notlarıma çok olumlu yansıdığından eminim.

Yaşadığı gecekondu hayatının ona kattığı değerler, ortaokul ve lise yıllarında daha da yakınlaştığı ve içselleştirdiği türküler ve zamansızca kaybettiği Babası Yusuf bey sonrasında, daha da olgunlaşır, dinginleşir Cem Doğan. İlerleyen yıllarda kendisine çok katkı sağlayacağını, emek vereceğini bilmeden, Şelpe çalım tekniğiyle Erdal Erzincan en etkilendiği sanatçı olur. 1997 yılında Erdal Erzincan, İsmail Özden ve Tolga Sağ ortak çalışmasıyla çıkan, “Türküler Sevdamız” adlı albümünde dinlediği ve sonraki yıllarda kendi albümünde seslendirdiği  “melüllenme deli gönül” adlı eseri 3 ay boyunca her gün dinler.

Üç ay boyunca her gün dinlediğim bu albümden sonra, diğer müziklere ve sanatçılara bakış açım ve merakım oluşmaya başladı. Hasret Gültekin’i tanıdım. Sonra bir aşkta ona karşı başladı çünkü o da çok genç ve etkileyici, yenilikçi bir müzisyendi. Konservatuvara hazırlandığım dönemde ve sonrasında tabi ki de tüm halk müziği ustalarından birçok şey öğrenip etkilendim ama Zaralı Halil’i tanımam hayatımı ve müzikalitemi tamamen değiştirdi. Hançere, vokal özellikleri ve sesi etkin kullanmayı, doğallığın önemini, gerçeğe nasıl ulaşabileceğimi ondan öğrendim diyebilirim. Halada her dinlediğimde yeni bir şeyler öğreniyorum. Bu sebeple Zaralı Halil hayatımda böyle bir dönüm noktasıdır. Bunun yanında Nesimi Çimen hayatımda ve müziğimde büyük etkisi olan bir sanatçı olmuştur. Çocukken de babam sayesinde Nesimi Çimeni çok dinlemiş ve ilerleyen zamanlarda da onun çaldığı, toplum tarafından da ilk onda görülen, Anadolu’daki adı Ruzba olan enstrümanı, (daha sonra onunla anılmaya başlayıp Nesimi Düzeni, Nesimi curası olmuştu) bende bu saza dinlediğim her gün biraz daha ilgi duymaya başlamıştım. Şimdi konserlerimde, derslerimde Ruzba’yı anlatıyorum örnekler sunuyorum.

Ve konservatuvar yılları

İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi Bölümünde okudum. Çok değerli usta öğretmenlerle, hocalarla çalışma şansı buldum. Arif Sağ ustalık sınıfında Arif Sağ ile paylaşım içinde olabilmek, soru sorup cevap alabilmek ve onun her kelimesinde yatan koca tarihin şahidi olmak en önemli anılar arasındadır benim için. Diğer bölüm hocalarımda çok kıymetliydi tabi. İlk yıllar hem çalışıp hem okumak zorunda kaldığım için zor zamanlar geçirdim. Derslere yoğunlaşamayıp okulumu istemeden de olsa uzattım. Ama bence önemli olan okulu zamanında bitirmek ya da diploma sahibi olmak değil, Önemli olan müziğe nasıl bir katkı sunduğun ne kattığın.

Konsevatuvar eğitimleri ve yıllar içindeki müzikal tecrübesi ile batı enstrümanlarının halk müziği içinde kullanılmasını ise şu cümlelerle dile getiriyor Cem Doğan.

Ortada duygusal bir yoğunluk ve yaşanmışlığın ardından dökülen bir müzik varsa, onu en doğru ve gerçek haliyle yansıtmaya çalışırsanız eğer, elinizdeki enstrümanın batı ya da doğu enstrümanı oluşunun hiçbir önemi yoktur. Geleneksel halk müziği enstrümanlarımız bizim için elbette çok önemli. Onların korunması, gelecek nesillere aktarılması ve geliştirilmesi bizlerin en asli görevi. Ama biz bu enstrümanları dünyaya da tanıtıp, müziğimizi dünya pazarına çıkarabilmeliyiz. Bu bağlamda batı ya da doğu fark etmeksizin yapılacak olan tüm sentez ve buluşmalar, hem kültürler arası ortak bir gönül dilinin nasıl olabileceğini, hem de aslında müziğin sınırlarının olmadığını, tüm güzelliğiyle göz önüne serecektir. Benim için öncelikli amaç müziktir, enstrümanlar ise araçtır.

Bağlama dışında Davul, Mey ve Duduk enstrümanlarını da icra edebilen sanatçı, Öncelikli ve her zaman bağlama diye belirterek, bağlama dışındaki enstrümanlara icra etmek tanımı yerine, kendimi mutlu etmek için uğraşmak demeyi tercih ediyor. Kendisinden sonra kardeşi Hüseyin Can Doğan’ın da profesyonel olarak nefesli enstrüman icracısı olduğunu belirten Cem Doğan, kardeşiyle birlikte önemli işler yapmayı amaçladığını belirtiyor.

İki albümü bulunan sanatçımızın ilk albümü “temenna” ve son albümü “Arz eyledim”. Her iki albümün de yönetmenliği ve düzenlemeleri de Cem Doğan’a ait.  Albümü kendisi için değerli kılan özelliğin ise Erdal Erzincan’ın bu albümlere destek verip kendisiyle düet yapması olmuş. Halen çok emeği, çok desteği var hocamın diye belirtiyor. Yine bu albümlerde Ertan Tekin, Murat Toraman, Özcan Gök, Murat Süngü, Engin Arslan, Hüseyin Yücebağ ve Ozan Demir gibi pek çok usta isim de yine albüme katkı sağlamışlar. Büyük emekler harcanarak riskler alınarak hazırlanan albümlerin korsan olarak temin edilmesinden ise pek çok sanatçı gibi Cem Doğan’da muzdarip.

Gençlerin halk kültürü ve halk müziğine olan ilgisini ise bakın nasıl değerlendiriyor sanatçımız.

Türk halk kültürü ya da Anadolu’da yaşayan herhangi bir halkın kültürü, insanlara sunulmadığı, öğretilmediği ve anlatılmadığı için gençlerden de böyle ilgili ve bilgili bir yaklaşım beklemek doğru değil. Bugün gençler, yüzyılların efsaneleşmiş türkülerini, şairlerini, ozanlarını tv lerde, yarışma programlarından ve dizilerden duyup öğreniyorsa, burada gençlerin hiçbir kabahati yok diye düşünüyorum. Benim takıldığım nokta şu ki;  belli bir yaşa gelip, belli bir olgunluğa ulaşan kişilerin (halk müziği severler ve birçok halk müziği sanatçısı) bu yayınlara tepki göstermesi gerekirken, aksine alkış tutuyor olması. Ben 15 yaşında bir gence ruzba sevgisini hiçbir medya yardımı olmadan aşılayabilmişsem, ulusal ve yerel kanalların gücü ile bu devlet isterse neler,neler yapabilir gelin siz düşünün. Ama tarihi bilen, sanatı bilen, yaşamı sorgulayan, haksıza haksızsın diyen insanlar bu ülkede pek sevilmediği ve daima linçe uğrayıp susturulduğu için bu yara yıllardır kanıyor. Dolayısıyla uluslar arası güçlerinde çıkarları doğrultusunda bugün ve geçmişte olduğu gibi ülkemizde yönetici olanlar, kendi hükümdarlıklarına ses çıkaracak dur diyecek bir nesil yaratmak işlerine gelmediği için, kültürün ve tarihi gerçeklerin üstünü olabildiğince örtüyor

Bu kadar müzikal bilgi, hayat tecrübesi ve gelenekçi bir yapı, kabına sığmamış zaman içinde. Albümler konserler sonrası hizmet bitmemiş halk kültürüne ve İstanbul Gazi mahallesinde müzik dershanesi açarak, kardeşi ile birlikte bu kültüre halen hizmete devam ediyor Cem Doğan. Müzikal anlamdaki hedefi ise toplum tarafından teveccüh görmek, onların gönlünde saygı ve sevgi dolu bir yere sahip olmak

Müzikal anlamda pek çok proje ve çalışma üretebileceğini de belirten Cem Doğan son dönemlerde ülkemizde yaşanan ohal ortamının, insanların müzik zevkini ve görmesi gereken ilgiyi perdelediğini belirterek, bu karamsar durumun yine müzikle ve güzellikle aşılacağını ifade ediyor.

Türk halk kültürünün müziğini orijinal şekliyle yaşatıp, sonraki nesillere doğru olarak aktaracak Cem Doğan gibi gönül erleri oldukça, türkülerin dejenere olmayacağına ve arabeskleşmeyeceğine inancımız tamdır. Bu vesile ile sorularımızı samimiyetle ve içtenlikle yanıtlayan kıymetli Cem Doğan’a teşekkürlerimizi sunuyoruz ve sanat hayatında üstün başarılar diliyoruz.

PAYLAŞ
İLGİLİ YAZILAR
İBRADI VE YÖRÜK KÜLTÜRNÜNÜN KADIN TEMSİLCİSİ GÜLAY DİRİ
Serdar Kemal Şubat sayısında
Nilüfer Sarıtaş

Yanıt Ver

*